Ağlayabilir miyim?

Merhaba “Biricik Dünyam” okurları, ismim Esen, ama ben kendimi “Rüzgar’ın annesi Esen” olarak tanımlıyorum. Sanki ismim yıllardır tamamlanmayı beklemişcesine “Esen Rüzgar” olarak hayatıma devam ediyorum. Konuk yazar olarak yazılarımla sizlerin hayatına naçizane dokunabilmek için buradayım.

Mükemmel yazılar yazamam belki ama duygularımı en saf haliyle sizinle paylaşacağım.

Çok şükür annelik serüvenime iki sene önce cennet kokulu oğlumu kucağıma alınca başladım ben de. Ondan önce geçirdiğim zamanlar yaşamak mıydı gerçekten de, yoksa oğlumla ben aslında yeniden mi doğmuştum? Daha birkaç dakika önce yüzünü, gözünü görmediğim, pamuk ellerine hiç dokunmadığım, neredeyse “bir avuç” olarak tanımlayabileceğim yavrum hayatımın yönünü ilk andan itibaren değiştirdi. İliklerime kadar yalnızlığı yaşadım anneliği adım adım öğrenirken… Günahıyla sevabıyla oğluma adadım kendimi, alnımın akıyla “anne” olmaya çalıştım. Yavrumu henüz 5 aylık bile olmadan başkalarının kucağına bırakıp işe başladım. Kafamda bin bir türlü düşünce…

Neydi peki önemli olan? Çocuğun annesine doyması mı, maddi anlamda rahatlık içinde büyümesi mi? Anne olunca kendi çocukluğumda yaşadığım travmalar çıktı ortaya. Uzun çalışma saatleri yüzünden annesiz geçirilen günler, geceler yedi bitirdi beynimi. Sanki gökyüzünü göremeyecek yükseklikte iki duvar arasında, dar bir çukurda sıkışmış gibiydim. Ne ileri ne geri, olduğum yerde öylece kalakaldım, nefessiz. Sonunda destek almak için bir uzmana başvurdum, “iyi bir anne” olamamaktan duyduğum korkuyu anlattım. Görüşme sonunda bana söylediği bir cümle çınladı kulaklarımda: “Mutluluklar anlıktır.”

Gerçekten de geriye dönüp baktığımda aklımda yer eden mutluluklarımın hep güzel anlarla sınırlı olduğunu fark ettim. Hem çalışan bir kadın hem de sadece “anne” değil, “iyi bir anne” olmak için iş dışındaki tüm zamanımı oğluma adamaya karar verdim. Ne açlık, ne yorgunluk dinledim. Anlar mı anlamaz mı diye düşünmeden sürekli oğlumla konuştum, ona her şeyi anlattım, onunla oynadım, moralim bozuk olsa bile güldüm, hep güldüm, hiç aksatmadan, her gün. Anthony Douglas Williams’ın dediği gibi “Çocuklarınızla zaman harcamak, onlar için para harcamaktan çok daha değerlidir.”

ağlamak

Annelik belki teorik bilgilerle öğrenilecek bir özellik değil ama zerre kadar bile olsa katkı sağlar ümidiyle geçen iki sene boyunca hiç okumadığım kadar çok kitap okudum. Okudukça pedagojiden ne kadar zevk aldığımı keşfettim. Özellikle Aletha J. Solter’in “Çocuğunuza Kulak Verin” kitabı çocuğumu tanıma, anlama, doğru yönlendirme konusunda bana yeni ufuklar açtı. Kitabın yarısı ağlamanın önemini vurguluyor. Her ne kadar Türk kültürüne ters gelse de çocukların ruhsal acılarını ağlayarak iyileştirdiğini savunuyor. Kitap aslında hiçbir bebeğin ve çocuğun nedensiz ağlamadığını, geçmiş ve şimdiki yaralarını gözyaşı akıtarak tedavi ettiğini yazıyor. Küçük çocukların her zaman neden ağladıklarını ifade edemeyeceğini, annelerin ve babaların tahmin etmekten başka çaresi olmadığını belirtiyor. Hatta çocukların kimi zaman ağlamak için bahane aradıklarını, ufacık bir sebepten uzun süren ağlama krizlerine girebileceklerini anlatıyor. Çocuğa “Ağlama, sus.” demeden şefkatle ağlama özgürlüğü tanındığında çocuğu üzen gerçek sebebin gün yüzüne çıkacağını ve ruhsal tedavi sağlanacağını iddia ediyor. Ağlamanın kabul görmesi gerektiğini kitabı okurken altını çizdiğim şu cümle ile daha da iyi anlıyorum: “Her yaştaki insanın ağlayarak geçmişteki acılarını iyileştirme sürecine başlaması mümkündür.” Çocukluğumda ve gençliğimde her ne kadar ağlamayan, katı, dayanıklı bir insan imajı çizdiysem de anne olduktan sonra aslında çocukluğumda annesiz geçen her günün acısını iliklerime kadar hissettim, nefes almakta zorlanacak kadar sessizce ağladım. Ağladıkça kendime geldim, toparlandım. Bu yüzden, her insan çocuğuna da kendisine de ağlama fırsat tanımalı.

Koca bir delikanlı olduğunda canım oğlumdan “Anne ben çok güzel bir çocukluk geçirdim.” cümlesini duymak için varımı yoğumu ortaya koyuyorum. Gerek annelik iç güdüsüyle gerek kitaplardan öğrendiklerimle milim milim büyütüyorum yavrumu. Çocukluk döneminin insan hayatının üzerinde nasıl bir güneş gibi doğabileceğini de nasıl kapkara bir gölge ile kaplayabileceğini de biliyorum. Umarım oğlumun çocukluğunu doya doya yaşamasını sağlayabilirim.

Gandhi’nin dediği gibi “Bu dünyada gerçek barışa ulaşmak istiyorsak işe çocuklarla başlamalıyız.” Yavrularımızın huzurlu, mutlu ve insancıl birer yetişkin olması için layıkıyla anne olabilmek ümidiyle.

Comments

comments

Yazar Hakkında

Esen Arabacı Şen

KONUK YAZAR | 1982 Almanya doğumluyum. İlköğretimimi yurtdışında tamamladıktan sonra, lise döneminde Bartın’a taşındık. İnsanın kendi memleketinde kendini yabancı hissetmesinin ne demek olduğunu o yıllarda çok iyi anladım. Dilini, kültürünü bilmediğim yepyeni bir dünyanın tam ortasına düşmüştüm adeta. Türkiye’ye alışmak, hatta Bartın gibi küçük bir şehirde yaşamak pek kolay olmadı. Yine de vazgeçmedim. İşe İngilizce öğretmeninden Türkçe dersi alarak başladım ve dört sene sonra tam da istediğim bölüm olan Boğaziçi Üniversitesi Mütercim Tercümanlık bölümünü kazandım. Diller ve kültürler arası iletişimi sağlama üzerine kurulu eğitimimi 2004 yılında tamamladım. Yaklaşık 10 senedir de özel bir şirketin dışsatım departmanında çalışıyorum. “Kariyer mi, aile mi?” sorusunda hakkımı her zamandan aileden yana kullanıyorum ve bununla gurur duyuyorum. 2001 yılından beri beraber olduğum eşim, 2012 yılında aramıza katılan ve hayatımın en büyük anlamı olan oğlum Rüzgar yanımda olduktan sonra ben hayattan daha ne isterim. Duygularımı sözel olarak ifade edemem belki ama elimden geldiğince yazarım; sevgimi, mutluluğumu, mutsuzluğumu, beklentilerimi sadece yazarak anlatabilirim. Her ne kadar konuşkan bir insan olarak tanınsam da konu duygular olunca başka türlüsü elimden gelmez, içimdekileri anlatamaz.

Benzer yazılar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir