Balkanların İncisi: OHRİ

Makedonya’nın Ohri (Ohrid) şehrindeyiz. Manastır’dan yola çıktıktan yaklaşık bir saat sonra ulaştığımız şehir, arkeolojik bilgilere göre, 6000 yıllık bir tarihe sahipmiş. Şehrin en önemli değeri, gördüğüm kadarıyla, Balkanların en derin ve en yaşlı gölü olan ve aynı zamanda şehre adını da vermiş olan Ohri Gölü. İçinde 200’den fazla canlı barındıran, milyon yaşındaki krater gölü, günümüzde Arnavutluk ile Makedonya arasındaki doğal sınır durumunda. Balkanlar’ın birçok ülkesinden, özellikle denize kıyısı olmayan Kosova ve Sırbistan’dan pek çok kişinin tatillerini geçirmek için bu kıyıları tercih etmesi, kentin turizm merkezi olmasına neden olmuş. Şehir merkezi ve göl, UNESCO Dünya Mirasları Listesi’nde bulunmakta.

Ohri

Ohri Gölü
Ohri Gölü

1395 yılında Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılan şehirde, Osmanlı yönetiminin adaleti ve hoşgörüsü sayesinde farklı milletten ve dinden insanlar, farklı dilleri konuşarak asırlarca bir arada huzur içinde yaşamışlar. Böylelikle, kendi dini inançlarını, milli kimliklerini ve dillerini de koruyabilmişler. Ancak, 1912 yılında, Osmanlı egemenliğinin sona ermesiyle başlayan Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı, sonrasında, Yugoslavya Krallığı ve Yugoslavya Demokratik Federal Cumhuriyeti dönemlerinde ise, aynı hoşgörünün devam etmemesi bir yana, insanlık dışı uygulamalar bile söz konusu olmuş. Özellikle Türk ve Müslüman halk, büyük zulümlere uğramış. 🙁

20140716_154910
Ohri

Biz otobüsle Ohri şehir merkezine girdiğimizde, temmuz ayının ortasında olmamıza rağmen, çok sıcak veya çok nemli olmayan pırıl pırıl bir hava vardı. Öğlen vakti geçtiği için acıkmaya da başlamıştık. Üsküp’ün köftesinin meşhur olduğunu duyduğumuz için, Üsküp’te köfte yemeyi planlıyorduk ama rehberimiz buranın köftesinin de aynı lezzette olduğunu söyleyince, bir lokantaya oturup köfte siparişi verdik. Siparişten sonra ilk işim ise her zaman olduğu gibi, İngilizce olarak cep telefonumu şarj etmek için elektrik prizi ve kablosuz internet bağlantısının olup olmadığını sormak oldu. Garson, “Benimle Türkçe konuşabilirsiniz, Türküm ben.” deyince, hem çok mutlu oldum, hem de kendimi yurdumda hissettim. Ohri’de, Makedon çoğunluğun yanı sıra, az da olsa hala Arnavut ve Türklerin yaşadığını biliyordum ama hemen Türkçe konuşan biriyle karşılaşmak benim için sürpriz oldu. Köftelerin de oldukça lezzetli olduğunu söylemeliyim.20140716_151006

Karnımızı doyurduktan sonra, göle giden turistik yaya yolunda, el yapımı dondurmalarımızı yiye yiye güzel bir gezinti yaptık. Burada kendimi, Türkiye’de küçük bir kasabadaymışım gibi hissettim. Yolun kenarında sıralanan, Osmanlı mimarisi tarzındaki iki katlı ahşap evler çok tanıdık geldi. Kastamonu ya da Mudurnu’dakileri anımsatan eski otantik evler. Cadde boyunca da hediyelik eşyalar satan pek çok dükkan vardı. Şehrin meşhur inci, sedef, mercan takılarının ilginizi çekeceğine de eminim. Geniş caddenin bitiminde ise yeşil bir parka ve göle ulaştık. Parkta gördüğüm heykel dikkatimi çekti ama üzerindeki yazı, Slav dillerinde kullanılan Kiril alfabesi ile yazıldığı için okuyamadım. Aslında turistik yerlerde İngilizce bilgi yazıları çok gerekli. Çünkü her ne kadar karşı çıkanlar da olsa, İngilizce dünyanın ortak dili olmuş durumda. Komik olansa, bu heykelin, okuyamadığım Kiril alfabesini geliştiren kişiye ait olduğunu öğrenmem oldu. 🙂

20140716_154523
Ohridli Aziz Klement (St Clement) Heykeli

Kiril ve Metodius adlı iki misyoner kardeş, MS. 9. yüzyılda, eski Slav dilinin yazılabilmesi için ilk alfabe olan Glagolitik alfabeyi geliştirmiş. Kiril alfabesi de bu alfabenin basitleştirilmiş haliymiş ve misyoner kardeşlerin öğrencilerinden olan Ohridli Klement’e mal ediliyormuş. Yani Ohri, benim okuyamadığım için gıcık olduğum Kiril alfabesinin ilk doğduğu yermiş.

Ohri Gölü’nün kıyısındaki bu şirin şehri gezdikten sonra, otobüsümüze dönerken, gördüğümüz yerel bir pazara dalıp her bir çeşitten yarım kilo olmak üzere, bir sürü taze yaz meyvesi alıp bir poşete doldurttuk. Bu şehirde kendinizi gerçekten yurdunuzda hissediyorsunuz. Pazardaki çeşmede bir güzel yıkayıp afiyetle yiyerek Makedonya’daki bir sonraki durağımız olan Üsküp’e doğru yola koyulduk.

Bir hafta sonra Üsküp’te buluşuncaya kadar şen ve esen kalın…

Comments

comments

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Geri İzleme: Balkanların İncisi: ÜSKÜP | Biricik Dünyam

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir