Beklenmedik Bir Avrupa Turu Hikayesi – Müziğin Şehri Viyana

Huriye’nin “Beklenmedik bir Avrupa turu hikayesi” Viyana ile devam ediyor…

Geceyi Budapeşte’de geçirdikten sonra bavulumuzu toplayıp Avusturya’nın başkenti Viyana’ya doğru yola çıktık. Öğle saatlerine doğru şehre vardık. Avrupa seyahatimiz boyunca, otobüste gecelediğimiz altı gecenin dışında, bavulları çekerek otele girip, sabah uyanır uyanmaz kahvaltı yaparak yola çıkmak gezinin rutiniydi. İlk olarak ihtiyaç molası verdik. Sakın bu yazıyla bu konunun ne ilgisi var demeyin. Aslında turizm sektörünün herşeyden önce tuvaletler demek olduğunu bu uzun gezide daha iyi anladım. Size basit gelebilir ama ihtiyacınız olduğu anda tuvalet bulamamak çok komplike bir soruna dönüşebiliyor. Umumi tuvaletlerin (1 euro ya da 50 cent) kapsama alanındaysanız ne ala… Yoksa tecrübeli arkadaşların önerisiyle, yolumuzun üstündeki cafe, restaurant gibi yerlere müşteri gibi ağır ağır girip, etrafı kolaçan edip, lavabo hedefine kenetlenmek sık başvurduğumuz bir yoldu. Eh! Bu mühim 🙂 konuyu sizinle paylaştıktan sonra, gelelim Viyana’daki ilk durağımız Avusturya Parlamento Binasına…

Avusturya Parlamento Binası
Avusturya Parlamento Binası

Helenistik dönemi çağrıştıran, önünde kocaman bir Athena heykeli ve çatısında bile başka heykeller olan bu bina; zamanında imparatorluk meclisinin üyelerini ağırlarken, artık cumhuriyet yönetimine ev sahipliğini yapıyormuş. Ben binayı tüm olarak kadraja sığdırmaya çalışıp beceremezken, takım elbiseleriyle bisikletlerinden inip Parlamento Binası’na giren yetkililer dikkatimi çekti. Bu küçük ülkede oy kullanma yaşının 16, seçilme yaşının ise 18 olduğu düşünülürse kaykayla gelenleri de görmemiz olası gibi 😉

Parlamento Binası’nın önündeki Ring Caddesi boyunca yürümeye devam ediyoruz. Burası tramvay yolunun ayrı, yürüyüş yolunun ayrı, otomobil yolunun ayrı olduğu, içinde cafeleri barındıran, eski şehir merkezinin dışında çember şeklinde, ağaçlıklı, geniş bir bulvar. Rehberimizin dediğine göre; şehir surları şehrin büyümesi sonucu zamanla savunma işlevini yitirince, İmparator tarafından yıktırılıp bu bulvar yaptırılmış. Bu manzara bana, ülkemizde, her gördüğü yeşilliğe, boşluğa rant uğruna alışveriş merkezi-gökdelen dikenleri anımsattı. Yine bu caddenin üzerinde, Maria-Theresia Meydanı’nı ve Maria-Theresia Anıtı’nın iki yanında, birbirinin aynısı olan iki binada, Doğa Tarihi Müzesi ve Sanat Tarihi Müzesi’ni görebilirsiniz. Hemen karşısında ise Hofburg Sarayı’nın ihtişamlı giriş kapısı.

Maria-Theresia Meydanı
Maria-Theresia Meydanı
Hofburg Sarayı
Hofburg Sarayı

1789 Fransız İhtilali’nde giyotinle idam edilen Fransa kraliçesi Marie Antoinette’in de doğduğu Hofburg Sarayı, Habsburg Hanedanlığı’na sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na ev sahipliği yapmış. İmparatorluk üyeleri yerine artık turistleri taşıyan arabalardaki atların nal sesleri bizi geçmişe götürürken, bir yandan sarayın önündeki yoldan ilerleyip lüks butiklerin, cafelerin olduğu Graben Caddesi’ne çıkıyoruz. Bu caddede gotik mimarisiyle şehrin dini simgesi olan Aziz Stephan Katedrali var.

St. Stephan Katedrali
St. Stephan Katedrali

Katedralin 137 metrelik çan kulesinde, Osmanlı akıncılarını görüp çan çalarak Viyanalı’lara haber vermekle görevli bir memur, 1534 yılında görevlendirilmiş. Viyana Belediye meclisinin artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığı ve bu görevin gerekli olmadığı kararından sonra ancak 1956 yılında kaldırılabilmiş 😀 Osmanlı İmparatorluğu’nun 1800’lü yıllarda gerileme, 1900’lu yıllarda da dağılma dönemine girdiği düşünülürse, var olan Türk korkusunu siz tahmin edin artık.

Graben Caddesi’nde, 1600’lü yılların sonunda nüfusun yaklaşık üçte birini yok eden veba hastalığı kurbanlarını anmak için yapılan veba anıtını gördük. Caddenin ortasında, acının ve ölümün abidesi, çevresinde ise olabildiğince canlı bir yaşam. Eh hayat devam ediyor ve dünyanın en iyi şinitzelinin yapıldığı Viyana’ya kadar gelip şinitzel yememek olmaz. Şinitzel denince benim aklıma tavuk etinin galeta ununa bulanıp kızartılması gelirdi ama burada asıl dana, kuzu ve domuz etiyle yapılıyormuş. Yan masaya gelen etin büyüklüğünü görünce arkadaşım Demet’le bir porsiyon sipariş verip bölüşmeye karar verdik. Sonuç oldukça başarılı, eve dönünce, yine böyle kocaman bir kuzu etiyle çocuklarıma şinitzel yapacağım.

Veba Anıtı
Veba Anıtı


Gün batıyor, bir sonraki durağımız Prag’a doğru yola çıkmamız lazım ama bu yazıda müziğin sesi eksik. Gün içinde gezdiğimiz her yerde notalar bize eşlik ediyordu o yüzden lütfen yukarıda yazılanlara müziği ekleyin. Viyana demek, klasik müziğin vatanı ve Mozart demek. Zaten Mozart, müzik dışında da ticari bir simge olmuş durumda. Bazen elinde opera biletiyle nazikçe yanıbaşımızda, bazen elinde çikolatayla vitrinde. Bir dahaki gelişimde dünyanın en muhteşem operasında opera dinlemek umuduyla, müziğin şehri Viyana’dan ayrılıyoruz.Bir sonraki yazımda Prag’da buluşmak üzere…

Comments

comments

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir