Coco Before Chanel

Merhaba,

Geçenlerde “Coco Before Chanel” filmini izledim, beğendim ve etkilendim.

Film modern kadını şekillendiren, dönemin alışılmış sınırlarının aksine maskülen stili kadınlarda var eden, efsanevi moda devrimcisi Gabrielle Coco Chanel’in Chanel’i marka haline getirmeden önceki hayatını konu alıyor. Edmond Charles-Roux’nun “L’Irreguliere” isimli kitabından uyarlanan filmin yönetmenliğini Anne Fountaine yapmıştır. Coco karakterine Amélie filmindeki performansıyla akıllara kazınan Audrey Tautou hayat vermiştir.

coco-before-chanel-large-picture

Benoit Poelvoorde, Alessandro Nivola, Marie Gillain, Emmanuelle Devos’un da rol aldığı bu Fransız filmi 2009 yapımıdır. Filmin müziklerini gişe rekortmeni birçok Hollywood filmine de notalarıyla değer katmış olan başarılı besteci Alexandre Desplat yapmıştır.

Coco’nun yetimhane günleriyle başlar film. Kabare şarkıcısı olmak isteyen Coco aynı zamanda dikiş ve kostüm tasarım konusunda da yeteneklidir. Kabare şarkıcısı olmak isterken hayat ona başka kapılar açar.

Yaşadığı zorluklarla güçlenen, hayata karşı dimdik duran, kararlı, mücadeleci, birazcık da egoist bir kadının yaşamından kesitler sunuyor film bize. Coco’nun dönemin moda endüstrisinin kadını ittiği “Hoş görünsün yeter! Rahat olması şart değil.” anlayışına gösterdiği tepkiyi aslında onun hayata karşı duruşu olarak genelleme yapmak yanlış olmaz herhalde. Coco uzun kuyruklar, jüponlar, kolalı yakalar, apoletli yelekler, tel çemberler, korseler, bol süslü şapkalar gibi kadının kıyafet içinde hareketini kısıtlayan birçok detayı reddeder. Onun kadını kıyafette özgürleştiren yenilikçi tavrını izlerken hayran olmamak elde değil.

Bu rol için Audrey Tautou’nun biçilmiş kaftan olduğu kesin. Bu role bu kadar yakışacak başka bir oyuncu olmadığını düşünüyorum. Audrey Tautou’nun o meşhur gülümsemesi Coco’nun özgüvenini tamamlamış sanki. Zaten yönetmen Anne Fountaine de Audrey Tautou’nun ünlü modacıyı başarıyla canlandıracağını, oyuncunun modacıda bulunan niteliklere sahip olduğunu dile getirmiş daha önceden.

Benoit Poelvoorde’un canlandırdığı Balsam karakteri sanki yıllardır aşina olduğunuz bir içtenlik hissettiriyor size. Çocuksu, iyi niyetli, kimi zaman düşüncesiz, avare bir zengini canlandıran Benoit Poelvoorde’un başarılı oyunculuğu da filmin oyuncularının özenle seçildiğinin bir başka göstergesi.

Tabii bir de filmin görsel büyüleyiciliğinden bahsetmeden geçmek olmaz. Film için Chanel Modaevi destek vermiş olup Chanel vintage (özellikle 1920-1950 seneleri arasında kullanılmış, saklanmış ve yeniden beğeniye sunulmuş kıyafet serisi) kullanılmıştır. Ayrıca Chanel Modaevi’nin artistik direktörü olan bir başka duayen modacı Karl Lagerfeld filmde kullanılan aksesuarları bizzat düzenlemiş ve kendi kreasyonuyla da filme katkıda bulunmuştur. Film en iyi kostüm tasarımı dalında da pek çok ödül almıştır.

buu

Filmin kostüm, kurgu, sanat ve görüntü yönetimi Coco Chanel isminin hakkı verilerek yapılmıştır. Filmin durağan, ağır bir temposu var, evet. Ama bunun bir biyografi olduğunu ve de hayatının sadece bir kısmının konu alındığını unutmamak gerekir. Dolayısıyla kurguda şaşırtıcılık, hareketlilik beklenmesi doğru olmaz. Coco’ nun aşk kadını imajının da özgür ruhlu, kendi ayakları üstünde duran iş kadını kimliğini gölgelememesi bence bir başka başarıdır. Çünkü bunun dengesini kurmak yerine, yalnızca aşk temalı bir film yapmak Chanel ismine haksızlık olurdu, gerçekçi de olmazdı.

Eğer siz de dönem filmlerinden, güçlü kadın hikayelerinden hoşlanıyorsanız bu filmi izlemenizi  ısrarla tavsiye ederim. 🙂

İyi seyirler dilerim.

Comments

comments

Yazar Hakkında

Gülsüm Arıkan

SİNEMA BÖLÜMÜ YAZARI | 1991 yılında, aşkın en başka olduğu Kasım ayı son bulurken, Adana'da dünyaya geldim. Annemin ve babamın ilk çocuğuyum. Sonra bir bahar sabahı abla oldum, bana kısmen benzeyen bir kız kardeşim oldu. Nineli, dedeli tam bir şen yuvada büyüdüm. Aile birliği hayatımdaki en büyük değerdir. 2009 yılında ilkokul, ortaokul, lise hayatımı geçirdiğim memleketim Adana'dan ayrıldım. Hayatımın en doğru kararı diyebileceğim Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği' ni kazandım ve benim Ankara maceram başladı. Bilimsel bilgiyi gıda üretiminin her aşamasında toplumun hizmetine sunmayı hedef edinmiş mühendislerin yetiştirildiği bu bölümü iyi ki de tercih etmişim! Ankara'yı sadece bu yüzden sevdiğimi söylemek pek doğru olmaz. Ankara bana dünyanın en güzel insanlarını kazandırdı. Hep özlemle anacağım üniversite maceram son bulunca Adana'ya geldim. Hemen ardından Çukurova Üniversitesi'nde yüksek lisansa başladım ve hayatıma bambaşka bir başlangıç yapmış oldum. Resim yapmayı çok severim. Bunun yanı sıra geleneksel sanatlara karşı bir merakım var. Zaten ben de hat sanatıyla ilgileniyorum. Daha önce de bir süre minyatür sanatıyla ilgilendim, ama şu sıralar pek vakit ayırmıyorum. Gezmeyi, yeni yerler görmeyi ve bizzat keşfetmeyi çok severim. Her kız gibi alışverişe bayılırım! Yeni filmleri takip ederim, onlar hakkında fikir edinirim ve izlemeye değer olduğunu düşündüklerimi vizyondayken kaçırmamaya çalışırım. Evde film izlemeye ayrıca bayılırım. Takip ettiğim belli diziler vardır. Bu zamana kadar en severek izlediğim dizi Friends'dir. Yağmuru ve kapalı havayı çok severim. Yağmur damlaları cama çarparken, ayvalı tarçınlı ıhlamurum eşliğinde kitap okumayı daha çok severim.

Benzer yazılar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir