Çocuklara Yas ve Kayıp Konuları Nasıl Aktarılmalı?

Merhaba;

Ülkemizin içinde bulunduğu zor günlerde televizyonlar, gazeteler veya sosyal çevrelerde gündem çok ağır. Çocuklarımızın anlamlandırmadığı bu ağır ve yoğun gündeme ilaveten aile içinde de yaşanan bir takım üzücü olaylar olabilir. Bu gibi durumlarda biz ebeveynler ne yapmamız gerektiği konusunda kararsız kalabiliriz. Bu durumda yetkin bir kişiden destek almak en yararlı sonucu verecektir. Bu konuda hali hazırda bir uzman görüşü almadıysanız ya da bireysel olarak bir araştırmaya ihtiyaç duyacağınız konu olmadıysa fakat çocuklarımıza karşı açıklama yapmamız gereken konularda nasıl bir yol izlemeliyiz konusunda bilgi sahibi olmak istiyorsanız Türk Psikologlar Derneğinin konu ile ilgili makalesini sizlerle paylaşmak isterim.

İki bölüm halinde yayınlayacağım Çocuklarda Yas ve Kayıp konularının ele alındığı bu makalede bu gün “Çocuklarda Yas, Küçük Çocuklar İçin Ölüm Ne Demek ve Küçük Çocuklar Kayba Nasıl Tepki Verirler Konuları”nın ele alındığı bölünler yayınlanacaktır.

yas

1. Yas nedir?

Çocuklar da büyükler gibi çeşitli türden kayıplar yaşayabilirler. Anneleri, babaları, kardeşleri ölebilir ya da boşanma, bakım evine yerleştirilme, evlat edinme gibi nedenler ile sevdikleri kişilerle ilişkilerini yitirebilirler. Çocuklar bu tür kayıpları bir arkadaşları hastalandığında ya da öldüğünde veya sevdikleri kişiler uzak bir yere taşındıklarında da yaşarlar. Bütün bu kayıplar, çocuklarda yas tepkisinin ortaya çıkmasıyla sonuçlanabilir.

Yakın geçmişe kadar çocukların da büyükler gibi bir yas tepkisi içine girip girmedikleri bilinmiyordu.

Artık, çocukların da bir yakınlarının kaybından sonra yas tepkisi yaşadıklarını biliyoruz. Anne babaların çocuklarının bu dönemi daha az hasarla atlatabilmeleri, hatta bu yaşantıdan bazı olumlu yaşam becerileri geliştirebilmeleri için neler yapabilecekleri konusunda çalışmalar sürdürülmektedir. Bu kitapçıkta çocukların sevdikleri birini kaybettikleri zaman yaşadıkları bu yas tepkisi üzerinde bazı genel bilgiler verilecektir.

Küçük çocuklar için ölüm ne demektir?

Bu kitapçıkta “küçük çocuk” tan kastımız doğumdan okula başlanan yaşa kadar olan yaş dönemidir. Bebekler ve okula gitme yaşı gelmiş çocuklar arasında ölüm kavramını anlamaları bakımından büyük farklılıklar vardır. Çocuğun ölüm olayını anlayabilmesi için öncelikle biri öldüğünde neler olduğunu belirtmekte kullanılan kavramları anlaması gerekmektedir. İki iki buçuk yaşındaki çocukların ölümle ilgili fikirleri çok belirsizdir. Buna karşılık, iki yaşından küçük bebekler ise ölümle ilgili herhangi bir kavramı anlayamazlar, anlayabilmek için çok küçüktürler. Çocuklar için ölüm büyüklerden daha farklı bir anlama sahiptir. Okul çağı çocukları ise birinin ölümü durumunda, ölüme, yetişkinler ile benzer biçimlerde anlamlar vermeye başlarlar.

Küçük çocuklar, ölümün evrensel olduğunu anlamakta güçlük çekerler. Bu çocukların kendileri de dahil olmak üzere, bütün canlıların bir gün öleceğini anlamaları gerekmektedir. Ölümün yaşamın sonu olduğu ve ölen birinin hiçbir şekilde geri dönmeyeceği çocuğa uygun bir dille anlatılmalıdır. Çocuklar, ölen birinin bütün vücut fonksiyonlarının durduğunu, yani ölen birinin nefes alamayacağını, yemek yiyemeyeceğini, herhangi bir şey içemeyeceğini, oyun oynayamayacağını, düşünüp hissedemeyeceğini ve rüya göremeyeceğini anlamalıdırlar. Çocuk aynı zamanda ölümün gerçek nedenini de öğrenmelidir. Örneğin; birinin ölümünü istemiş olmanın, o kişiyi öldürmeyeceğinin anlaşılması çok önemlidir. Bunun yerine gerçek ölüm nedeninin çocuğa açıklanması, olaydaki gerçek dışı havanın ortadan kaldırılmasında faydalı olacaktır. Bu ölümün çocuğun kendi isteğiyle ortaya çıktığı gibi bir gerçek dışılığı ortadan kaldıracaktır. Çocuğa ölümün sadece dışsal nedenlerle oluşmadığı, aynı zamanda hastalık ya da yaşlılık gibi nedenlerle de oluşabileceği anlatılmalıdır. Küçük çocuklar için dışsal nedenlerle meydana gelen ölümlerin anlaşılması daha kolaydır.

Birçok çocuğun ölümü anlayamadığı sordukları sorulardan anlaşılabilir. Örneğin; ölen birinin ardından çocuk şöyle sanabilir; “Babam yaz tatilinden sonra geri gelecek, değil mi?” ya da “Annem gittiği yerde çok uzun kaldı. Ne zaman geri gelecek?”.

Çocukların ölümü anlayamayacak kadar küçük olduklarını düşünmek, büyükler için genellikle daha kolaydır. Ancak, çocuğun ölümü anlayamamasının nedeni kapasitesinin yetersiz olmasından değil, bununla ilgili deneyimlere sahip olamayacak kadar kısa bir yaşantısı olmasından kaynaklanmaktadır. Çocuk tam olarak ne olduğunu anladıktan sonra bile, ölen kişinin bulunduğu yere gitme konusunda ısrar edebilir ya da işe giden birinin geri dönmesi gibi, o kişinin de geri dönmesini bekleyebilir. Bunlar sadece çocuğun, ölümü yaşadığı deneyimlerde bir yere oturtma çabası ile ilişkilidir. Çocuklar, tekrarlayan olaylara alışık olduklarından ölümün bir son olduğunu kavramakta güçlük çekerler. Onlar her sabah kalkarlar, anaokuluna giderler, her akşam eve dönerler ve ertesi sabah yine aynı şeyleri yaparlar. Hayat böyle kendini tekrar ederken, ölen kişinin neden geri gelmediğini anlamak onlar için çok güçtür. Zaman kavramı çocuklarda yavaş yavaş değişir ve değiştikçe zamanı geçmişten şimdiye, şimdiden geleceğe uzanan düz bir çizgi gibi algılamaya başlarlar. Çok küçük çocuklar için ölüm, gündelik hayatta varolan birinin artık orada olmaması kadar basit bir anlama gelir: “Baba öldü, baba gitti. Anne hayatta, anne burada”. Zaman içerisinde, çocuk ölen kişinin geri dönmediğini fark ettikçe, ölümün bir son olduğunu anlar.

Çocuğun ölümün vücut fonksiyonlarının durması anlamına geldiğini anlamaya ihtiyaç duyduğu şu tür sorularla ortaya çıkar: “Mezarında ona kim yemek verecek?” ya da “Şimdi saçlarını kim tarayacak?”. Bazı çocuklar, televizyondan gördükleri veya başkalarından duydukları şeyler yüzünden, ölümün sadece şiddetin bir sonucu olduğunu düşünebilirler. Bu durumda olan beş yaşındaki bir çocuğa büyükbabasının öldüğü söylendiğinde ilk sorusu “Onu kim vurdu?” olmuştur.

İki yaşından küçük çocuklar için ölümle ilgili tek bilgi sadece hep etrafta olan birilerinin artık olmadığını fark etmeleridir. Bu durumda, örneğin, yatağa giderken bir resmi gösterip, “Baba?” diye sorabilirler. Üç yaşındaki çocukların bazen sordukları sorular ya da yaptıkları yorumlar, ölümü yetişkinlerin sandığından daha iyi anladıklarını gösterir. Biri üç, biri dört yaşındaki iki arkadaşın, oyun oynarlarken bazı genç insanların henüz yaşlanmadan ölmelerinin adil olmadığından söz ettikleri görülmüştür. Dört yaşındaki bir çocuk eğer doğru bilgilendirilirse ve eğer soru sormasına izin verilirse ölümün ne anlama geldiğini oldukça iyi anlayabilmektedir.

Faruk, deprem nedeniyle en iyi arkadaşını kaybetmiştir. Ne olduğunu anlayamadığından, arkadaşının ne zaman geleceğini sorup durmaktadır. Arkadaşının cenaze törenini tesadüfen gördükten sonra annesine, bundan sonra kum havuzunda ya da salıncaklarda birlikte hiç oynayamayacaklarını söyler.

Faruk’un ölümle bu şekilde karşılaşması, onun ölüm fikriyle ilgili anlayışının oldukça gelişmesine neden olmuştur. Böylelikle annesine söyledikleri, ölüm fikrini kendi sözleriyle ifade etmesi anlamına gelmektedir.

Okul öncesi dönemde ve özellikle okulun ilk yıllarında çocuklar ölümün bütün vücut fonksiyonlarının durması anlamına geldiğini giderek daha iyi anlayabilmektedirler. Bir süre sonra ölümün kaçınılmaz olduğunu ve kendileri de dahil olmak üzere herkesin bir gün öleceğini daha iyi anlamaya başlarlar. Sevdikleri birilerini kaybetmiş olan çocuklar, ölümle ilgili olarak, böyle bir yaşantısı olmayan yaşıtlarından daha gelişmiş bir anlayışa sahip olabilmektedirler. Kişisel yaşantılar bazen kaygı yaratabilir ki, bu durum çocuğun anlamasını güçleştirir. Kaygı bazen öyle güçlü olur ki, çocuk başta tehlike kaynakları aramaya başlar ve zihni bunlarla meşgul olduğundan, durumun gerçekte ne olduğunu anlayamaz.

Okul öncesi dönemdeki çocukların ölümü anlamalarında gösterilecek somut gerçekler onlara yardımcı olabilmektedir. Örneğin; fotoğraflar, videoya çekilmiş görüntüler ya da eğer çocuk korkmuyorsa mezar ziyaretleri bu konuda yardımcı olabilmektedir.

Üç yaşındaki bir çocukla altı yaşındaki bir çocuğun ölüm fikrini anlaması arasında büyük farklılıklar olduğu için büyüdüğünde kendisi küçükken olup bitenleri anlamasına yardımcı olabilecek bilgileri edinmek için bazı sorular sormaya başlayabilir.

Yetişkinlerin, çocukların ölümle ilgili olarak ne düşündüklerini anlamak için, onları çok dikkatli bir şekilde dinlemeleri gerekmektedir. Çocukların konuyu anlayıp anlamadıklarını görmek için çok dikkatli soruların sorulması gerekir. Ayrıca çocukların sordukları sorunun ardında yatan endişeyi sezmeye duyarlı olabilmek de önemlidir.

yas 2

Küçük Çocuklar Kayba Nasıl Tepki Verirler?

Kaybın Hemen Ardından Görülen Tepkiler

Çocukların, birisinin kaybı karşısında tepkileri çok çeşitli olabilmektedir. Birinin öldüğünü öğrenen çocuklar, ya hiç tepki vermeyebilir; ya da çok ciddi duygusal patlamalar da gösterebilirler. Bazıları duruma yüksek sesle isyan edebilir, bağırabilir, ağlayabilir, hatta haberi veren kişiye öfkeyle vurmak isteyebilir. Bazıları da duydukları habere o kadar tepkisiz kalırlar ki, haberi veren kişi, çocuğun söylenenleri duymadığını sanarak söylediklerini tekrar etme ihtiyacı duyabilir. Okul öncesi dönemdeki çocuklar için tepkisiz kalmak sık rastlanan bir durum olmasına karşın bu durum, yetişkinleri şaşırtan bir davranış biçimidir. Çocuklar haberi alır almaz, dışarıda oynamak için izin isteyebilirler. Bu durum, çocukların, haberi sindirmek için zamana ihtiyaçları olduğunun bir göstergesidir. Bu zamanı kendilerine tanımak için duydukları haberi ve onunla ilgili düşünceleri bir kenara itebilirler. Bu durum ise, çocuğun aynı zamanda kaybettiği kişinin geri gelmeyeceğini anladığını ve bunun sonuçlarını hemen düşünemeyeceğini de gösterir. Çocuklar, bu kayıpların sonuçlarını, ancak zaman içinde yaşayarak öğrenebilmektedirler.

Bazı çocuklar, sevdikleri birinin öldüğünü ya da ölmek üzere olduğunu duyduklarında, şoka girebilirler. Bu durum, çocuğun hareket edememesi, konuşamaması ve tepki verememesi anlamına gelir. Anne babalarının ölümüne şahit olmuş çocuklar, o mekanda hiçbir şey yapmadan uzun bir süre oturabilirler ve daha sonraki günler boyunca hiç konuşmayabilirler. Eğer çocuğun duyduğu haber ilk anda günlük hayatını etkilemiyorsa, bu habere vereceği tepkiyi, somut değişiklikleri yaşamaya başlayana kadar erteleyebilir.

Görüldüğü gibi, çocuğun ilk anda verebileceği tepkiler; isyandan öfkeye ve ağlamaya ya da tepkisiz kalmaya kadar geniş bir yelpaze göstermektedir. Yetişkinler, çocuğu belli bir yönde tepki vermeye zorlamak yerine, verdiği tepki ne olursa olsun, onu kabul edip desteklemelidirler. Böyle durumlarda çocuğa; “Öfkelendiğini anlayabiliyorum. Annen de çok öfkeli ve kardeşinin ölümüne o da çok üzülüyor.” gibi bir şeyin söylenmesi, onu anladığınızın ve tepkisini desteklediğinizin bir göstergesi olacaktır.

Sıklıkla Görülen İkincil Tepkiler

İkincil tepkiler, çocuğun ölüm haberini aldıktan sonra birkaç gün ya da birkaç hafta içinde gösterdiği ve etkisini aylarca hatta yıllarca gözleyebildiğimiz tepkilerdir. Bunlar, çocuğun ölüme verdiği normal tepkilerdir. Çoğu çocuk bu tepkilerden en az bir tanesini gösterir ve tepkilerin türü, yoğunluğu ve süresi çocuktan çocuğa değişir. Çok az sayıda çocuk ilk anda tam olarak ne olduğunu anlayabildiğinden önceleri tepkisiz kalmaları doğaldır. Küçük çocukların durumu anlayabilmeleri için, ölen kişinin geri dönmemek üzere gittiğini tekrar tekrar söylemek gerekebilir. Ancak böylelikle kayıplarının gerçek olduğunu anlayabilirler. Bu durumlarda sık görülen tepkiler şunlardır:

* Kaygı ve korku

* Uyku bozuklukları

* Öfke ve dikkat çekmek için yapılan davranışlar

* İçine kapanma ve kendini çevreden soyutlamak için yapılan davranışlar

* Üzüntü, özlem ve kayıp

* Suçluluk

* Olanlarla ilgili oyunlar oynama

* Yaşından daha küçükmüş gibi davranma

* Olayları, rahatsız edici bir şekilde yeniden yaşama

* Anlama ilişkin düşünceler

Kaygı ve Korku

Küçük çocuklar korktuklarını, güvendikleri büyüklerle sürekli birlikte olmak isteyerek gösterirler. Örneğin; korkan bir çocuğun tepkilerini annesi şu şekilde özetlemiştir:

“Bizi göremediğinde neredeyse ümitsizliğe kapılıyor. Geceleri oda kapısının ve ışığının açık olmasını istiyor. Ayrıca geceleri yattığı yerden bize sık sık seslenip orada olup olmadığımızı kontrol ederek kendini rahatlatmaya çalışıyor.

Yukarıda verdiğimiz örnek, sıklıkla görülen bir durumu yansıtmaktadır. Küçük çocuklar korkularını anne babalarına yakın olmak ve onlarla devamlı fiziksel temas halinde olmak isteyerek gösterirler. Bu durum, yetişkinler için çok sıkıcı olabilir. Bebekler, etraflarını keşfetmek için annelerinden belli bir süre için uzaklaşabilirler; ama beklemedikleri bir durumla karşılaşırlarsa hemen hızla geri dönüp annelerinin kucağına çıkmak isterler. Korkan çocuklar aynı zamanda oyuncaklarını, battaniyelerini ya da yastıklarını bırakmak istemeyebilirler. Böylelikle kendilerini daha güvende hissederler. Bu dönemde, belirgin olarak daha sinirli, huysuz ve ağlayan çocuklar haline gelebilirler. 6-7 yaşındaki çocuklar, korktuklarını genellikle sözel olarak daha rahat ifade edebilirler. Bu yaştaki çocuklar genellikle anne babalarının başına bir şey gelmesinden korktukları gibi, kendileri için de korkabilirler.

Eğer ölen kişi çocuğun bir arkadaşıysa çocuk, kendisinin de ölebileceğini tahmin eder. Böylelikle hastalıklardan, kazalardan ve afetlerden daha fazla korkar hale gelebilir. Buna karşın çocuklar, kendileri için korkmaktan çok anne babalarının başına bir şey gelmesinden korkarlar. Eğer çocuk “ben de ölebilir miyim?” diye sorarsa ona, hem ölümle ilgili bilgi verilmeli hem de onun güvende olduğu mesajı verilmelidir.

Anne veya babanın ölümünden sonra çocuğun kendisine ne olacağı konusunda endişeye kapılması olağandır. Eğer çocuk “şimdi bana kim bakacak?” ya da “bana kim yemek verecek?” gibi sorular sorarsa ona hayatında nelerin değişmek durumunda olduğunu ve nelerin aynı kalacağını açıklamak gerekir. Çocukların bilgilendirilmeye, güvence verilmesine ve verdikleri tepkilere anlayış gösterilmesine ihtiyaçları vardır. Onlara, hayatın bir şekilde devam edeceğine ilişkin güvence verilmesi, kendilerini daha rahat hissetmelerine yardımcı olacaktır.

Uyku Bozuklukları

Bir kayıp yaşadıktan sonra çocuklar buna, genellikle uyku bozukluğu göstererek tepki verirler. Yatmak istemeyebilirler, yattıktan sonra ise kendilerini o kadar huzursuz hissederler ki uyumaları çok uzun zaman alabilir. Yattıkları odanın kapısının ve ışığının sürekli açık kalmasını isteyebilirler. Çünkü etraflarında kimse olmadığında ve oyun oynamadıklarında onları korkutacak hayaller kurmaya başlarlar. Aynı zamanda uyuduktan sonra, gece boyunca uyanabilir, ağlayabilir, inleyebilir ya da uykularında konuşabilirler. Bunların nedeni kabus ve kötü rüyalar görmeleridir. Maalesef bazı anne babalar ölümü çocuklarına açıklamak için hala uykuyu örnek gösteriyorlar. Mesela “uzun ve bir daha uyanmayacağı bir uykuya daldı” gibi açıklamalar, çocukları uykudan korkar hale getirebilir. Bu türden açıklamaları dinlemiş çocuklar, anne babalarının uyuması durumunda da huzursuz olurlar. Onları uykularında uzun uzun seyretmeye, nefes alıp almadıklarını kontrol etmeye başlayabilirler. Unutulmamalıdır ki çocuklar, büyüklerin ölümle ilgili açıklama ve örnekleri üzerine birçok korkutucu hayal ve fantezi üretebilirler. Bu nedenle yapılan açıklamalarda sözcük ve benzetmelere çok dikkat edilmesi gerekmektedir.

Öfke ve Dikkat Çekmek İçin Yapılan Davranışlar

Çocuk, sevdiği birini kaybettiğini öğrenince öfke patlamaları yaşayabilir. Bu duygular çocuk için karmaşık ve başa çıkması zor duygulardır. Hissettikleri onu ümitsiz hissettirebilir. Bu tepkiler genellikle okul çağındaki çocuklarda görülür. Çocuk, hissettiği öfkeyi genellikle kendisine yakın olan diğer büyüklere yönlendirir ama bunu sözel olarak ifade edemeyebilir. Mesela öfke patlaması yaşayan bir çocuk, annesine vururken “Bu senin hatan! Eğer bebek için hastanede kalmasaydın babam ölmezdi” diye bağırmıştır. Anaokuluna giden çocuklarda öfke patlaması durumunda onlarla başa çıkmak daha zordur, çünkü onların bu öfkeleri diğer çocukları da etkiler. Bu durumlarda çocuğun yanında duyarlı ve anlayışlı büyüklerin bulunması çok faydalıdır. Çocuğa başkalarına zarar vermeden öfkesini dile getirmeyi öğretmek gerekmektedir. Çocuğa bu eğitimi verirken tepkisine engel olmamaya dikkat edilmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki çocuğun öfkelenmesi normaldir. Kontrol etmeyi öğrenmesi gereken nokta, hissettiği öfkeyi dışa vuruş şeklidir.

Bazen çocuğun öfkesi bebeklere de yönelebilir. Mesela babasını kaybetmiş 5 yaşındaki çocuk, kardeşine vurmaya başlamıştır. Bu durum anneyi çok endişelendirir çünkü bebeğe zarar gelmesinden korkmaktadır. Bu noktada çocuğun asıl yapmak istediği şey kardeşine zarar vermek değil, annesinin dikkatini çekmektir. Alınan bilgilere göre, anne doğum yaptığında, bebekle anne ilgilenirken çocukla baba ilgilenmekteymiş. Baba öldüğünde çocuk, bir ilgisizlik hissetmiş ve bu eksikliğin telafisi için annenin dikkatini çekmeye çalışmıştır. Bu sorunun yapıcı bir şekilde çözümlenebilmesi için anne, bebeğin bakımına yardımcı olabilecek birilerini bulmuş ve kendisi çocukla daha fazla birlikte olmaya başlamıştır.

İçe Kapanma ve Kendini Soyutlama

Bazı çocuklar, kayba tepki olarak kendilerini diğer çocuklardan soyutlayıp anaokulundaki ve evdeki zamanlarının çoğunu yalnız geçirmeye başlarlar. Bu tepki daha büyük çocuklarda daha sık görülmesine karşın küçük çocuklarda da görülebilmektedir. Bazen anne babanın duygusal durumlarına bağlı olarak, kayıptan önce gördükleri ilgiyi göremeyen çocuklarda bu tepki gözlenebilmektedir.

Çocuklarda bu tepki gözlenmeye başlanırsa bu, çocuğun kendi duygu ve düşünceleriyle başa çıkmaya çalıştığına işaret eder. Böyle zamanlarda çocuk, içinde bulunduğu durumu dile getirebilmek için yetişkinlerin yardımına ihtiyaç duyar. Anne babalar, bu haldeki çocuğun diğer çocuklarla ilişki kurmasına yardımcı olarak çocuğun bu tepkiden kurtulmasını sağlayabilirler.

Üzüntü, Özlem ve Kayıp

Küçük çocuklar yaslarını nadiren ağlayarak gösterirler. Çocuklar, güçlü duygularla yetişkinler kadar iyi başa çıkamadıklarından olup bitenleri mümkün olduğunca kendilerinden uzak tutmaya çalışırlar. Çocukların üzüntüsü yetişkinlerden daha kısa sürer. Bu, çocuğun ölen kişiyi düşünmediği ya da özlemediği anlamına gelmez. Gerçek dünyada çocuk, o kişi ile birlikte olamadığından hayaller kurmaya başlar. Çocukların üzüntü süreleri yetişkinlerden daha kısa olduğundan, yetişkinler onların kendileri kadar çok üzülmediklerini düşünebilirler. Bu, tamamen yanlış bir çıkarsamadır.

Çocuklar bir taraftan kayıp duygularıyla, ölen kişinin giysilerini koklayarak ya da onunla birlikte oldukları yerlerde dolaşarak bir köprü kurmaya çalışırlarken bir taraftan da kendilerini korumak için olup bitenleri oyunlarıyla ya da davranışlarıyla reddederler.

Örneğin; annesi ölmüş olan bir çocuk telefonda duyduğu sesi annesinin sesi sanabilir. Bu, çocuğun kendini güçlü duygularından koruyabilmek için aslında yaşadığı kaybı reddettiğini gösterir.

Daha büyük çocuklarda daha sık görülmesine rağmen, okul çağına yakın çocuklardan bazıları, ölen kişi ile aynı odada olduğu hissine de kapılabilir.

Suçluluk

Küçük çocuklar olanların, kendi düşünce ve davranışlarının sonucu olduğunu düşünebilirler. “Sihirli düşünce” kavramı, çocukların gerçekçi olmayan bir şekilde olanlardan kendilerini sorumlu tutmaları anlamına gelmektedir.

Olanlarla Bağlantılı Oyunlar Oynama

Küçük çocuklar genellikle olanlarla ilgili tepkilerini ve düşüncelerini oyunlarla ifade ederler. Oyunlarında geçmişle yaşadıkları an arasında bağlantı kurarlar ve olanları, oyunlarıyla tekrarlayarak daha iyi anlamaya çalışırlar. Oynadıkları oyunlarla çok farklı duygularını da ortaya koyma imkanları olur. Örneğin evde veya okulda, ölümlerini canlandırıp daha sonra cenaze töreni ve yeniden canlanmayı oyunlarına katabilirler.

Yetişkinler, bu oyunların fazla bir değişiklik göstermeden her seferinde kendini tekrarlayan oyunlar haline geldiklerini gözleyebilirler. Bunun nedeni, çocuğun ölümle ilgili hep aynı soruları soruyor olması ve hep benzer şeyleri anlamaya çalışıyor olmasıdır.

Oyun aracılığıyla çocuk, olanları keşfetmeye, anlaması zor olayları anlamaya ve yardım etme isteğini ifade etmeye çalışır. Bu tür oyunlar, yuvada, okulda ya da evde oynanabilir. Kayıp yaşayan çocuklarda oyunlarına başka çocukları da dahil etme ve başka çocukların da katıldıkları oyunları yönetme davranışlarıyla olanları anlama çabası sıklıkla görülür.

Bazen, özellikle çocuğun da örselendiği ölüm olaylarında, çocuğun oyunlarını hiç değiştirmeden devam ettirdiği görülür. Çocuğun oynadığı bu oyunlarda, onu rahatsız ve huzursuz edecek derecede bir gerginlik olduğu gözlenebilir. Oyunlara müdahale edilse bile gerginliğin hiç azaltılamadığı ve rahatlama sağlanamadığı görülebilir. Böyle durumlarda, çocuğa en iyi desteğin nasıl verilebileceği ile ilgili olarak profesyonel bir yardım almak yararlı olacaktır.

Yaşından Daha Küçükmüş Gibi Davranma

Çocuklar, başa çıkamadıkları bir olayla karşılaştıklarında, gelişimlerinde gerileme gösterebilirler. Kayıptan önce tuvalete gitmeyi öğrenmiş olan çocuklar, geceleri ve/veya gündüzleri altlarını yeniden ıslatmaya başlayabilirler. Bebek gibi konuşmalar, parmak emme davranışları, yapabildikleri şeyleri (giyinmek gibi) yapmayı reddetme ve uyurken güvendikleri birisinin yanında olma isteği gibi davranışlar, zor dönemlerden geçen çocuklarda görülebilir. Bu tepkiler genellikle dönemsel olarak ortaya çıkar ve eğer anne babalar sabırlı olabilirlerse, bu tepkilerin zaman içinde kendiliğinden geçtiğini gözlemleyebilirler.

Olayları Rahatsız Eden Bir Şekilde Yeniden Yaşama ve Rahatsız Eden Hayaller Kurma

Çocuklar, bir ölüm olayına tanıklık ettiklerinde bazen güçlü duyumsal anılara sahip olabilirler. Bu anılar, daha sonra çocuğu rahatsız eden düşünce ve imgelerin oluşmasına neden olabilir. Eğer çocuk olayı bizzat görmemişse, anlatılanlardan yola çıkarak rahatsız edici ve korkutucu hayaller kurmaya başlayabilir. İki yaşın altındaki çocuklarda bile bu tür duyumsal anıların oluşması mümkün olabilmektedir. Çocuk küçükse, konuşma becerisi ilerleyinceye kadar ya da dil becerisi yeterli düzeye gelinceye kadar, bunları ifade etmekte güçlük çekebilmektedir.

Çocuğun gündelik yaşamında karşılaştığı bazı şeyler ona kaybını hatırlattığından bunlara tepki gösterebilir. Mesela duyduğu bir koku kaybettiği babasını hatırlatabilir veya cenaze töreni sırasında duyduğu bir şeyi daha sonra radyodan duyduğunda ağlamaya başlayabilir. Yas, çocuğun duyumsal anılarıyla bağlantılandırılabilir. Bazen çevresinde gördüğü nesneler çocuğa yaşadığı olayı hatırlattığından onun için çok rahatsız edici olabilir.

Düşünceler ve Anlam

Bazı çocuklar, kayıplarını farklı bir şe-kilde anlamlandırabilirler. Mesela bazen yaşadıkları olayın kendi başlarına gelmesinin çok adaletsiz olduğunu düşünebilirler. Bu durum, genellikle okul çağındaki çocuklarda görülür. Buna karşın, daha küçük çocukların da hayatın anlamını sorgulamaya başlamaları karşılaşılan bir durumdur.

Uzun Vadede Ortaya Çıkan Tepkiler

Yukarıda değinilen tepkilerden birçoğu en az iki haftadan birkaç aya kadar görülebilmektedir. Buna karşın kayıp üzüntü ve özlem duygularının bazı çocukları çok daha uzun süre, hatta hayatlarının geri kalan süresi boyunca etkilediği görülebilmektedir. Bu durum, tepkilerin şiddetinde bir değişme olmayacağı anlamına gelmemekle birlikte, özellikle kendisine çok yakın olan birini kaybetmiş çocuklarda, bu duygular içten içe devam edebilmektedir.

Çocuğun günlük hayatında ona, ölen kişiyi hatırlatan birçok şey olabilir. Bunlar, çocuğun çok üzülmesine neden olduğundan bazen nedenini kendisinin de anlayamadığı bir şekilde, birden bire ağlamaya başlayabilir. Bu gibi durumlarda yetişkinler, çocuğa kayıp duygusunu anlatmasında yardımcı olabilir, çok üzgün olduğunda rahatlamasını sağlayabilirler.

Eğer ölüm, aniden ve örseleyici bir şekilde meydana gelmişse, bu olay çocuğun gelişiminin farklı yönlerini etkileyebilir. Bu tür travmatik olayların çocuğun kişiliğinin şekillenmesinde önemli bir rol oynayabildiğini bilmekteyiz. Ayrıca bu olaylar çocuğun geleceği karşılamaya ilişkin hazır oluşunu (geleceğe inancını kaybedebilir), güçlü duygularla başa çıkma becerilerini ve başkalarıyla olan ilişkilerini (sevdiklerini kaybetme korkusu) etkileyebilmektedir. Buna karşın eğer çocuğun çevresinde onu önemseyen ve ona iyi bakan yetişkinler varsa, uzun süreli psikolojik sorunların görülme olasılığı ile ilgili büyük bir tehlikeden söz edilemez. Çocuğun uzun süreli psikolojik tepkiler geliştirmesine neden olan etkenler şunlardır:

* Çocuğun olayı görmesi

* Çocuğa bakan kişinin önemli problemlerinin olması (depresyon, travma sonrası stres bozukluğu gibi)

* Çocuğun kendisini büyük bir tehlike altında hissetmesi

* Çocuğun anne babasından, nedenini anlayamadığı tepkiler görmesi

* Evdeki durumun çocuk için olumsuz olması (alkolizm, ihmal gibi)

* Evde, meydana gelen olayların inkar edilmesi ve bu konuda açıkça konuşmaktan kaçınılması

Eğer çocuk ölüme tanık olmuşsa ya da tehlikeli bir duruma maruz kalmışsa, gösterdiği tepkilerin sürekliliğinin takip edilmesi önemlidir. Çocuğun olaydan 5-6 hafta sonrasında bile kötü anılardan ve düşüncelerden rahatsız olduğu (kabus görme, uyku bozuklukları, huzursuzluk, fazla hareketlilik gibi) gözleniyorsa, içine kapandıysa, olanları hatırlatabilecek şeylerden kaçınıyorsa ya da sürekli tehlikedeymiş gibi davranıyorsa, profesyonel yardıma ihtiyaç duyuyor demektir.

Anne Babaların Tepkileri

Çocuğun kayba gösterdiği tepkiler sadece kendi duygu ve düşüncelerinin ifadesi değil, aynı zamanda anne babasının tepkilerinin de bir yansımasıdır. Çocuk için anne babasını ağlarken görmek ya da onlardan eskiden gördüğü ilgiyi görememek çok zedeleyici yaşantılar olabilir. Yas yaşayan anne babalar, doğal olarak çocuklarıyla daha az ilgilenirler ve çocuk daha fazla ilgi talep ettiğinde bu, onlar için çok rahatsız edici ve öfkelendirici olabilir.

Birçok anne baba çocuğu korumak için kendi tepkilerini ondan saklamaya çalışırlar. Oysa eğer çocuğa hissedilenler anlatılabilirse, çocuk anne babasının kendisine neden öyle davranmaya başladığını anlayabilir. Bu süreçte anne babalar çocuğa duygu ve düşüncelerini anlatabilirlerse bu, çocuğun kendi duygu ve düşüncelerini anlatmasında da ona yardımcı olacaktır.

Eğer ölen kişi bir çocuksa, anne babanın diğer çocuk için daha fazla endişelenmeye başlaması sıklıkla görülür. Yaşanan bu kaygı, çocuğun fazla korunmaya başlanmasına ve çocuğun hayatına çok fazla müdahale edilmesine yol açmaktadır.

Comments

comments

Yazar Hakkında

Biricik Nuray

KURUCU ORTAK & EDİTÖR | Biricik Nuray, Anadolu Üniversitesi Okul Öncesi Eğitim Öğretmenliği Bölümünde okudu. Finans ve muhasebe alanında 15 yıl çalıştı. Profesyonel iş hayatı devam ederken 2011 yılında Biricik Dünyam Kadın Portalını kurdu. Halen portal da editörlük ve köşe yazarlığı yapmakta. Biricik Dünyam ve Pozitif Düşünceler’ in organize ettiği sosyal sorumluluk projelerini yönetti. Bu çalışmaları esnasında edindiği tecrübe ile ilgi duyduğu kişisel gelişim alanında seminerler ve sertifikasyon eğitimlerine katıldı. Halen duygu, düşünce ve şartlardan kaynaklanan nedenlerden ötürü bulundukları noktadan hareket edip yeni kararlarına ve hedeflerine ulaşmakta zorlanan danışanlarının yolculuğu için adım atmaları konusunda Pozitif Düşünce & Yaşam Koçluğu yapmakta.

Benzer yazılar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir