Dostlar Irmak Gibidir…

Dostlar ırmak gibidir

Kiminin suyu az, kiminin çok

Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca

Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya…..

Her sene okulumuz kuruluş gününde kapılarını tüm mezunlarına açmaktadır. Fırsatımız oldukça öğretmenlerimizi, okulumuzu ziyaret ettiğimiz, arkadaşlarımızla buluştuğumuz bu günde eğlenceli zaman geçiririz. Derneğimiz büyük bir özen ile hazırlanır, anılarımızı hep canlı tutmamızı sağlar, kaynaşmamıza, özlem gidermemize vesile olduğu gibi, okuldaki modernleşmeyi gördükçe “Ah, ah. Yanlış zamanda okuduk burada.” diye hayıflanmamıza da neden olur. 🙂

Bu günün bir özelliği daha vardır. 25, 40, 50 yıllık mezunlarına tören salonunda plaketler verilmektedir. İlk mezun olduğumuz senelerde, plaketlerini alanları gördükçe “Ooo, daha çok var bize.” dediğimiz tören için postacı bir davetiye ulaştırdı bize sonunda.

25. yıl.

O gün gelmişti işte. Su gibi geçen seneler, aldığımız yaş önemsizdi şimdi, bir araya gelmek, adlarımızın okunup öğretmenlerimizin elinden plaketlerimizi almak büyük bir mutluluk olacaktı. Heyecanlanmıştım.

Davetiyeyi okurken, yüksek tavanlı, yıllara meydan okuyarak dimdik ayakta olan okulumun (Böyle yapıları sevdiğim için olsa gerek, şansım hep yaver gitmiş, eğitim hayatımı hep bu tip okullarda okuyarak bitirdim.) o heybetli kapısından ilk girişim geldi gözümün önüne…

???????????????????????????????
25 yıl önce mezuniyet günü aldığım, duvarımda asılı bu tablo bana her zaman o günleri hatırlatır. (Okulumuzun avlusu)

Beş sene okuduğumuz okulun lise bölümü olmadığı için tercih edebileceğimiz üç okula dağılmıştık. Sevdiğimiz, artık neredeyse kardeş gibi olduğumuz arkadaşlarımızdan ayrılmıştık. Onun burukluğu vardı içimizde. Lisede geldiğimiz bu yeni okula alışabilecek miydik?

Yok, hemen alışamadık. Aynı filmlerdeki gibi, kaynaşmış bir sınıfa gelen yabancı öğrenciler olarak kabul göremedik. Hatırlamak istemediğimiz, ama bize kendimizi savunmayı öğreten ve daha çok birbirimize kenetleyen zorlu bir süreç geçirdik. Geçti gitti. Sonrasında gelen iki senede öyle güzel günler yaşadık ki, tüm o zorluklar bitti. Hazırlanılan üniversite sınavına rağmen yine de en keyifli günleri geçirdik, doyamadık.

Disiplinli bir okuldu, yasaklarımız vardı. Sınavlarımız zorlardı. Halen sıkıntılı dönemlerimde rüyalarıma giren sınav olmak için çıktığımız çatı katındaki sınıfları ve kullandığımız merdivenleri hiç unutamam. Sınavlara hazırlanmak için kantinin banklarında oturup tekrarlar yapardık. Güzel mimari yapısı olan avlusunda ise sadece sohbetler ederdik.

Öğretmenlerimiz göz açtırmazdı bize. Ama, her öğretmenimizin disiplinli, sert duruşu yanı sıra bize sevgi ile bakışları vardı, halen bizi gördüklerinde ismimizle seslenmelerinden belli. Aile gibiydik sanki.

Her önünden geçtiğimde yanımdaki kişiye “İşte benim okulum.” cümlesini gurur duyarak söylediğim, herkese anılarımla, nasıl bir yuva olduğunu anlattığım bu eşsiz ve köklü okulun bir öğrencisi olmak büyük bir şans. Bu şansı bana veren annem ile babama ömrüm boyunca hep minnettar olacağım.

Gelelim tören gününe…

Sanal alem sayesinde kopmadık birbirimizden aslında, hep haberdar olduk yaptıklarımızdan, arada buluşmalar ayarladık. Ama yine de bu özel günde kapısında içeri girince, yakalarımıza takılan mor çiçekle hepimiz sanki formalarımızı giymiş ve çocuklaşmıştık.

Buluşma anı o kadar çok coşkulu oldu ki, sanki ilk defa buluşuyormuşçasına sıkı sıkı sarıldık hepimiz birbirimize, ne kırgınlıklar vardı, ne eskinin kötü anıları… Sadece kocaman bir özlem, sıcakcık sohbet, neşeyle atılan kahkahalar… Aynı sıraları paylaşan, ortak anıları yaşayan bu bayanlar koridorlarda dolaşıp sınıflarındaki sıralarda otururken taaa 25 yıl öncesine gitmişti.

Tören zamanı geldiğinde hepimizde aynı heyecan vardı. Plaketlerimizi alırken çekilen fotoğraflara verilen pozlar bunu öyle güzel yansıtmıştı ki.

Bu unutulmaz günü bitirirken eve dönüşümde yeni bir döneme geçmiş gibi hissediyordum kendimi. 15 yıl sonraki töreni hayal ettim. Acaba bize neler getirecekti bu 15 yıl? O gün geldiğinde hepimizin sağlıkla, aynı coşkuyla bir araya gelebilmemizi diledim içimden.

30-35 yıllık arkadaşlarıma ithafen, bugünkü yazıma, ondan daha güzel anlatamayacağımı düşündüğüm için, Can Yücel’in “Dostluk” şiirindeki bir kıta ile başladım. Sizi seven, düşünen ve sizin çok sevdiğiniz dostlarınızın etrafınızda her daim olması dileklerimi sunarak duygularını en güzel şekilde dile getiren şairimizin “Arkadaşlık” şiiri ile satırlarıma son veriyorum.

Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,

Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.

Bir dost göz arayışıyla,

Saat tıkırtısıyla…

Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,

Ama ”Günün aydın, akşamın iyi olsun” diyen biri olmalı.

Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.

Yoksa, zor değil, hiç zor değil,

Demli çayı bardakta karıştırıp,

Bir başına yudumlamak doyasıya.

Ama; ”Çaya kaç şeker alırsın?”

Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra…

CAN YÜCEL

Comments

comments

Yazar Hakkında

Serpil Şengör

YAŞAM BÖLÜMÜ YAZARI - EDİTÖR| Kahve Çekirdeği, Muhabbetin Kalbi| 1971 senesi tanıklık ederken tarihte bir çok olaya, sabah 9.05’de ben gelmişim dünyaya... Bir anda kalabalık Sayar ailesinin ferdi oluvermişim. Aileden gelen genlerin dışında Birsen ve Yaşar’ın verdiği terbiye ile kişiliğim şekillenmeye başlamış. Kaan’ımla evlenip Şengör ailesine katılınca, zeytin gözlü oğlum Atakan’ımı alınca kucağıma, yeni olaylar, yeni kişiler de girince hayatıma bugünkü Ayşe Serpil çıktı ortaya... Burcum Ikizler, bir de yükselenim Aslan olunca epey karmaşık yapım herkesi şaşırtır. En olmadık yerde dökülürken gözyaşlarım, bir anda heryeri çınlatır şen kahkahalarım. Yaşam felsefem, “her zaman gülümsemek, mutlu olmak ve sevdiklerimi de mutlu etmektir”. Bu yüzden, masa başı iş hayatım devam ederken gönüllü çalışmalarına katılırım. Bunlardan biri de sosyal sorumluluk projeleri olan “İmza:Kızın", "İmza:Karın", "İmza:Ben" kitaplarıdır. Verdiği heyecan ve mutluluğun yanı sıra yazdığım satırların bana nasıl yeni ufuklar açacağını hayal bile edememişim.

Benzer yazılar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir