Eğitim mi, Bilimsel Deney mi?

“Eğitimin yapamayacağı yoktur. Hiçbir şey onun etki alanının dışında kalamaz. Kötü ahlakları iyiye çevirebilir, kötü ilkeleri yıkar ve yerine yenilerini koyar, insanları melekler seviyesine çıkarabilir.” Mark Twain

Bugün, kafası çok karışık bir anne olarak yazıyorum.

Eğitim konusunda…

Tam “Herşey yolunda gidiyor.” deyip rotamızı belirlediğimiz anda, hooop, bir değişiklik daha ve biz karar aşamasındayız yine. Sonunu tahmin edemediğimiz bir yolu seçmek zorundayız. Bu aralar, özellikle çocuğu liseye giden her anne-baba benzer endişe ve kafa karışıklığı içinde muhtemelen.

Belki de alışmış olmamız gerekirdi, şaşırmamalıydık bu değişikliğe. Eskiden hükümetler değişince eğitim sistemi değişirken bile tepki veriyorduk, şimdi ise her güne yeni bir karar alınıyor. Eğitim sisteminde olan, bitmek bilmeyen değişimler yüzünden çoğunlukla ilk dalgalar 1997 veya 1998 doğumlu çocuklara çarptı. Tabii onlar kadar bu dalgalarla biz de yıprandık.

İlkokula başlayacağı sene, deprem riski dolayısıyla birçok okul yıkılıp diğer okullara misafir oldular. Hal böyle olunca, etrafımızdaki tüm devlet okulları ya sabahtan ya da öğleden sonra eğitim verir oldu. Çalışan bir anne olarak, yarım gün evde kalınca çocuğuma bakacak bir kişi ayarlamam gerekecekti. Yaptığımız araştırma sonucunda evimize yakın, bütçemize uygun, butik bir okula göndermeye karar verdik. Dört sene sonunda bize daha da yakın başka bir binaya geçecekti. Biraz daha büyüyeceği için minibüsle rahatça gider diye planlar bile yapmaya başlamıştık.

Dört sene bir çırpıda geçti, bu arada okul yönetimi büyüme kararı vererek Ataşehir’de yeni bir okul binası yaptı. Tüm öğrencilerini oraya topladı. Biz de daha az maliyetli olacak diye tahmin ederken servis maliyeti katlandı.

Oğlum dördüncü sınıftayken, OKS diye bilinen, 8. sınıfta yapılan liseye geçiş sınavının SBS adıyla 6 – 7 – 8. sınıflarda yapılacağı açıklandı. Bizi aldı bir telaş. Üç sene boyunca o yaştaki bir çocuğu nasıl sınavlara hazırlayacağız, her daim dikkatini nasıl yüksek tutacağız, bir de çocukluğunu nasıl yaşatacağız? Çok zor üç sene geçirdik. Hele, havanın güzel olduğu günlerde dershaneye gitme zorunluluğu ayrı bir zulümdü. Dershane çıkışlarında evde test çözmesi gerekse de piknik veya yürüyüş yaparak biraz rahatlamasına yardımcı olmaya çalıştık. “Bunu atlat, oh gerisi kolay.” diyemedik üç sene boyunca. Çalışan kişiler olarak çok da doğru olmadığını bilsek de sadece gayret etmesini, iyi bir liseye girince rahat edeceğini, iyi bir lise demek iyi bir üniversite, iyi bir iş demek olduğunu anlattık. Bir çarkın içinde dönüp durduk.

download

Biz bu sınavlarla boğuşurken, o dönemin Milli Eğitim Bakanı SBS sınavları hakkında çocuklara 23 Nisan’da müjde verdi, sınavların yorucu olduğunu, çocukların çocukluklarını yaşayamadığını, o yüzden tekrar sadece 8. sınıfta bir sınav yapılacağını açıkladı. Bizimkiler? Yok, bizim çocuklar o sistemle başladıkları için sonuna kadar böyle gideceklerdi. Oysa ki, bir çok kararda herkesi kapsayacak uygulamalar yapılıyor. Bir sonraki senenin çocukları tek sınavla okuluna yerleşirken ondan sonrakilere de TEOG diye farklı bir sistem uygulanmaya başlandı. Sonuç olarak, yaklaşık altı yıldır birbirinden farklı puanlama ve sınav sistemi ile öğrenciler liselere giriş yapıyorlar, halen de sistemin çok oturduğu söylenemez. Sene ortasına gelip de halen okullar arası nakiller hem öğretmenleri hem de çocukları zorluyor.

Bu süreç sonunda, oğlum Anadolu Lisesi’ne girdi. Gelin görün ki, daha zorlu bir eğitim veren bu okula girdikten sonra, üniversite sınav sonuçlarına ilave olan okuldan gelen başarı puanı kaldırıldı. Dört yıl boyunca aldığı notlar yani sadece kişisel başarı puanının eklenmesine karar verildi. Her okul aynı değil ki, bazı okullar eğitiminden taviz vermeden iyi öğrenciler yetiştirmek için işi sıkı tutarken, bazı okullarda daha rahat notlar dağıtılmakta… Tabii ki iyi bir eğitim alması çok önemli, ama bir puanın bile binlerce kişiden geriye düşmeye neden olunca arpacık kumrusu gibi düşünmeden edilmiyor.

Tüm bu değişikliklerin yanı sıra, bizi etkilemese de, 4+4+4 eğitim sistemine geçildi. Okulların ilk-orta-lise diye ayrılmasıyla, alıştıkları okul, arkadaş ve öğretmenlerinden ayrılarak, evlerinin yakınlarındaki okullar yerine daha uzaktaki okullara giderek birçok kişi mağdur oldu.

Yazımın başında dediğim gibi, “Hadi bitiyor, az kaldı.” derken, keyfimiz yerindeyken, artık son etaba girmişken, birden yol ayrımında bulduk kendimizi. Tam üniversite sınavına hazırlanacakları sene dershaneler kalkıyor. Ne yapacağız? Bu çocuklar nasıl sınava hazırlanılacak? Malum okul öğretmenleri ağır müfredatı ancak yetiştiriyor, onlar destek olabilecek mi? Dört yıllık bilgiler içinden sorular çıkacak, hepsi nasıl taze tutulacak? Dershaneler hazırlık liseleri oluyor, oraya göndersek üç yıl boyunca emek vererek girdiği liseden mezun olamamış olacak, bu iyi bir karar mı? Özel öğretmen desek, 6 ana ders için bir servet gerekiyor, nasıl yetişiriz? Şimdi, herşey bilinmez durumda.

kaynak:www.oderece.net
kaynak:www.oderece.net

Yeni bir gelişme, bu sene tıp ve hukuk fakülteleri için gelecek sene ise tüm dallar için taban puanlar belirlenecekmiş. Hem dershaneye gitme, hem okulda öğreneme, sınava hazırlanama, bir de puanların yükselmesi. Gel de endişe etme.

Soru havuzu oluşturmak için soruların açıklanmaması da bizim kafamızdaki soru işaretlerini arttırıyor.

Ayrıca, bizim çocukların okudukları müfredatın çok konu olduğu için ağır geldiğine karar verildi, çocuklar o seneyi bitirirken bir sene sonranın kitapları revize ediliyor, elemeler yapılıyor, konular yenileniyor. Yani müfredat değişiyor, es kaza üniversite sınavını girdikleri ilk sene kazanamaz iseler, bir sonraki senenin sınavında daha büyük zorluklar bekliyor onları…

Biz genelde sağlıklı olsun, mutlu olsun, istediğini yapsın diye yetiştirmeye çalışsak da oğlumuzu, bu değişimler bizi bu yarışa soktu. Sistem nefes almasına izin vermediği gibi biz de ister istemez bazen zorluyoruz. Ulaşmak istediği hedef yüksek, rakip çok, sonrasında keşke dememesi için öğütler veriyoruz. O zaman da bunaltıyoruz. Bu yüzden, biz de, sınavlardan kurtulsalar, daha düzgün bir sistem olsa diyoruz. Ama, sistem sondan başa doğru düzeltilmeye çalışılmaz ki… Altı doldurulmadan aniden karar verilmez ki. Sanki okula gitmek, eğitim almak imkansız bir hale sokuluyor.

Eğitim mi düzenlemeye çalışılıyorlar, yoksa çocuklar üzerinde bilimsel deney mi yapılıyor hiç anlayamadık. Bakalım bizi daha ne sürprizler bekliyor?

Not: Sizin de eğitim ile ilgili böyle ilginç hikayeleriniz var ise, paylaşırsanız, biz buradayız, okumaya hazırız…

Comments

comments

Yazar Hakkında

Serpil Şengör

YAŞAM BÖLÜMÜ YAZARI - EDİTÖR| Kahve Çekirdeği, Muhabbetin Kalbi| 1971 senesi tanıklık ederken tarihte bir çok olaya, sabah 9.05’de ben gelmişim dünyaya... Bir anda kalabalık Sayar ailesinin ferdi oluvermişim. Aileden gelen genlerin dışında Birsen ve Yaşar’ın verdiği terbiye ile kişiliğim şekillenmeye başlamış. Kaan’ımla evlenip Şengör ailesine katılınca, zeytin gözlü oğlum Atakan’ımı alınca kucağıma, yeni olaylar, yeni kişiler de girince hayatıma bugünkü Ayşe Serpil çıktı ortaya... Burcum Ikizler, bir de yükselenim Aslan olunca epey karmaşık yapım herkesi şaşırtır. En olmadık yerde dökülürken gözyaşlarım, bir anda heryeri çınlatır şen kahkahalarım. Yaşam felsefem, “her zaman gülümsemek, mutlu olmak ve sevdiklerimi de mutlu etmektir”. Bu yüzden, masa başı iş hayatım devam ederken gönüllü çalışmalarına katılırım. Bunlardan biri de sosyal sorumluluk projeleri olan “İmza:Kızın", "İmza:Karın", "İmza:Ben" kitaplarıdır. Verdiği heyecan ve mutluluğun yanı sıra yazdığım satırların bana nasıl yeni ufuklar açacağını hayal bile edememişim.

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Geri İzleme: O piti piti karamela sepeti... | Biricik Dünyam

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir