Evdeki Ergen Hikaye Yazarsa

Kişinin hayatı, düşlerinin rengine boyanmıştır. Marcus Aurelius

Evlat yetiştirmek ne özverili, ne zor iştir. Nasıl ki bir heykel ustası küçük dokunuşlarla muhteşem eserini ortaya çıkarırsa, nasıl ki hamur ustası yoğurarak leziz tatları sunarsa, biz anne-babalar da elimize doğan bebeği bir nakış gibi işleyerek büyütmeye çalışırız. Doğrularımızla, yanlışlarımızla seneler geçer gider. “Yanlış yaptım, dur zamanı geri alayım, hatamı düzelteyim.” deme şansımız da yok. Bazen onun içinde fırtınalara sebep oluruz istemeden. Küçükken yaptığımız bir hata yıllar sonra çıkar belki de karşımıza.

Aslında doğruların da, yanlışların da sınırlarını belirlemek mümkün değildir. Çünkü, çocuğun karakterine göre vereceği tepki değişir. Büyüklerin önerilerini, kitaplarda yazılanları uyguladığınızda çok ters tepki verdiğini görebilirsiniz. Kimini serbest bıraktığınız zaman doğru yolu bulur, kimi yönlendirme bekler. Bunu en iyi iki-üç evlat yetiştirmiş anne-babalar bilir. Evlatlarını aynı şekilde eğitmiş olsalar da sonucun farklı olduğunu gözlemlerler. Arkadaşım anlatmıştı. “Büyük oğlu, hardrock konserine gitmek istemiş, -hayır- dese, kaçıp gidecek biliyor, istemeyerek izin vermiş. Oğlu konserden dönünce “Ben bir daha böyle konsere gitmem .” demiş. İkinci oğlu da zamanı geldiğinde aynı istekte bulunmuş, diğer çocuğundan edindiği deneyim ile, hemen izin vermiş. Ama, bu konseri çok beğenen oğlu, uzunca bir süre bu müziği, giyim ve yaşam tarzını benimsemiş.”

Çocuğunuzu iyi tanıyıp onu dinleyip mutlu olmasını sağlayacak şekilde yetiştirmeye çalışmak en idealidir. Karşılıklı güven ortamını kurmanız gerekir. Sesini yükseltip sert tepki vermeye başlamadan önce muhakkak beden diliyle size sinyal verecektir. Sıkıntılarını görmezden gelmeyerek anında çözüm bulursanız, sağlıklı ilişkiyi kurarsınız.

Bizim evde de 16 yaşına getirdiğimiz bir ergenimiz var, ergen derken, yaşı gereği ergen… Yoksa, bebekliğinden itibaren bizi üzmedi. Uykusu, yemesi hep düzen içindeydi. Ağlamazdı. Hep konuşurdum, olmayacaksa neden olmadığını anlatırdım, o da anlar, inatlaşmazdı. Onu tanımaya çalıştık, her zaman bir birey olarak gördük, tüm konuşmalarımıza dahil ettik, kararlar vermesini sağladık, güvenilir olmaya çalıştık. Onun duygusal yapısına bu yaklaşım doğruydu galiba. O yüzden, iki yaşından itibaren başlayan ergenlik ataklarını kolay atlattık. Bir çok arkadaşımızın yaşadığı sorunları yaşamadık.

Geriye dönüp baktığımda herşey güllük gülistanlık değil tabii, benim de hatalarım var, “Bu şekilde davranmasaydım.” dediğim zamanlar oldu.

Beni zorladığı, kontrolümü kaybetme noktasına geldiğim “ilkokul bir” anılarımız var ki evlere şenlik. İşten yorgun gelmişim, beni bekliyor. Ders yapılmamış. Yemek yiyip derse oturuyoruz. Daha doğrusu ben oturuyorum. Kalkıyor su içmeye, kalkıyor kalemini açmaya, kalkıyor tuvalete gitmek için, kalem düşüyor, silgi düşüyor, kolu ağrıyor. Ben bekliyorum. İki satır yazıp başlıyor okulda başından geçen bir olayı anlatmaya. Ben sormamış mıydım “Okul nasıl geçti?” diye. O zaman sus pus. Ödevin yarısına gelince uyku da geliyor. Eh sonunda çığlık atan ben, gözlerinde yaşlar biriken oğlum. Okumak istemez, yazmak istemez. Kaç kere odaya kapatmışımdır kendimi sırf ona daha sert tepki vermeyeyim diye.

Foto: www.on5yirmi5.com
Foto: www.on5yirmi5.com

Başarılı ve disiplinli bir öğrenci olmasına rağmen halen bu isteksizlik devam ediyor. Kitap okumayı da, uzun yazmayı da sevemedi gitti. “Bir kitap oku.” dendiğinde çizgi roman Asteriks’i eline alıp okumak yetiyor ona.

Geçenlerde bizim ergen elime bir kağıt tutuşturdu. Minicik harflerle yazılmış bir yazı vardı üzerinde. “Anne, okulda bir oyun oynadık, hikaye yazdık. Bak bakalım beğenecek misin?” dedi. Okuduğum zaman gülümsedim, yazmaya zorladığım zamanlar geldi gözümün önüne. Okuma yazmaya başladıktan sonra oğlum belki biraz yazmayı sever umuduyla bu oyunu oynayalım istemiştim, daha ilk seferinde “Yazmakla uğraşamam, en iyisi ben sana anlatayım.” demişti. Böylelikle bu çabam da boşa çıkmıştı.

Yazdığı tam onun tarzıydı, hayal gücünü konuşturmuştu, seyrettiği çizgi filmlerini, oynadığı bilgisayar oyunlarını yansıtıyordu. Gerçeklikten uzak, ama eğlenceli bir hikaye olmuştu.

Bu oyunu çocukken öğretmenimiz ile oynardık. Oyuna katılan herkes aklından geçen kelimeleri söylerdi. Özellikle zor kelimeleri söylemeye çalışırdık ki arkadaşlarımız zorlansın. Belirlenen süre içerisinde (8-10 dakika arası) o kelimelerle bir hikaye yazardık. Hayal gücümüzü zorlardık, kelimeleri biraraya getirmek hiç kolay olmazdı, ortaya güzel bir kompozisyon çıkarmak için yarışırdık. Sonrasında bazı saçma cümlelere gülerdik.

Sizler de evde bu keyifli oyunu oynayabilirsiniz. Şimdi, sizlerle kelimeleri ve yazılmış hikayeyi paylaşıyorum eğlencelik olsun diye. Hikayeyi okumadan önce siz de bu kelimelerle bir yazı yazmayı deneyin. Ne kadar farklı bir sonuç çıktığını görünce şaşıracaksınız.

Sınıfta söylenen kelimeler:

• Çekmek
• Örümcek
• Nekromorfoz
• Tutulma
• Siyah
• Şeftali
• Ulu
• Kafes
• Sakız
• Kırmızı
• Yemek
• Penguen
• Uyku
• Limit
• Fular
• Şarj
• Kutikula
• Can
• Salyangoz
• Fok
• Çukur
• Tekerlek

Oğlumun yukarıda bulunan kelimelerle yazdığı hikayesi:

Ay tutulması sırasında her taraf simsiyah olmuştu. O anda ortaya çıkan kutup örümcekleri hızlıca ilerliyorlardı. Karşılarına bir anda, ender bulunan kırmızı penguenler çıkmıştı. Can düşmanlarıydılar. Savaş kaçınılmaz olmuştu. Penguenler onları yemek için saldırırken örümcekler de kendilerini savunup ısırdıkları penguenleri zehirliyorlardı. İki tarafta galip gelememişti. Etraf cesetlerle doldu. Olaya şahit olan kafes salyangozları cesetleri toplamak için kutikula kaplı fok balıklarını çağırdı. Nekromorfoza uğramış cesetleri toplamak hiç kolay olmayacaktı. Bu görüntüyü gören foklar öğürmeye başladı. Ulu fok hemen onları iyileştirmek için sakız verdi. Mide bulantıları geçti. Görevlerini yerine getirdiler. Cesetleri derin çukura atmak için araca yüklediklerinde minik tekerlekler bu yükü kaldırmadı. Hemen motorlu kızakları hazır ettiler. Ama, çalışmadı. Çünkü, şarjı bitmişti. En sonunda, kendileri çekerek götürmek zorunda kaldılar. Bu yorucu ve zor günün ardından en güzel an yemek zamanıydı. En çok sevdikleri şeftali günün hediyesi oldu. Bugün çalışma limitlerini doldurmuşlardı. Ölümlerine sebep olacak boğaz ağrısından korunmak için fularlarını boyunlarına örterek uykuya daldılar.

Comments

comments

Yazar Hakkında

Serpil Şengör

YAŞAM BÖLÜMÜ YAZARI - EDİTÖR| Kahve Çekirdeği, Muhabbetin Kalbi| 1971 senesi tanıklık ederken tarihte bir çok olaya, sabah 9.05’de ben gelmişim dünyaya... Bir anda kalabalık Sayar ailesinin ferdi oluvermişim. Aileden gelen genlerin dışında Birsen ve Yaşar’ın verdiği terbiye ile kişiliğim şekillenmeye başlamış. Kaan’ımla evlenip Şengör ailesine katılınca, zeytin gözlü oğlum Atakan’ımı alınca kucağıma, yeni olaylar, yeni kişiler de girince hayatıma bugünkü Ayşe Serpil çıktı ortaya... Burcum Ikizler, bir de yükselenim Aslan olunca epey karmaşık yapım herkesi şaşırtır. En olmadık yerde dökülürken gözyaşlarım, bir anda heryeri çınlatır şen kahkahalarım. Yaşam felsefem, “her zaman gülümsemek, mutlu olmak ve sevdiklerimi de mutlu etmektir”. Bu yüzden, masa başı iş hayatım devam ederken gönüllü çalışmalarına katılırım. Bunlardan biri de sosyal sorumluluk projeleri olan “İmza:Kızın", "İmza:Karın", "İmza:Ben" kitaplarıdır. Verdiği heyecan ve mutluluğun yanı sıra yazdığım satırların bana nasıl yeni ufuklar açacağını hayal bile edememişim.

Benzer yazılar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir