Gitsem, Görsem, Havasını Bir Koklasam…

Geçenlerde teyzemle neşe içinde yaptığımız sohbet sırasında zorla eline tutuşturduğum kahve fincanıma bakıp “İki yolun var. Hoplaya zıplaya gidiyorsun. Çok eğleneceksin.” demişti. Sohbet arasına sıkışan bu sözleri “Bayram yaklaşıyor, aile ziyaretleri, bayağı yol gideceğim, onu gördün.” diye yorumlamıştım.

Bayram geldiğinde ilk gün aile ziyaretleri, ikinci gün İstanbul keşfi için yollarda gezerken bayramlaşmak için telefon ile aradığımız eniştem bize “Kalkıp gelsenize Zonguldak’a” deyince, eşimle “Gider miyiz? Gideriz” dedik. Üçüncü gün, sabah Zonguldak’a gittik. Balığımızı yedik, eğlendik, teyzem ile özlediğim gece muhabbetini yaptık. Ertesi gün İstanbul’umuza döndük. Tabii, beklenmedik bir anda çıkan şehir dışı seyahat ile falda çıkan ikinci yol merak konusu oldu.

Arkadaşım, “Memlekete gidiyorum, hadi siz de gelin.” deyince ikinci yolun rotası da belli oldu. Üç bayan için rota, hiç gitmediğim ama görmek için can attığım Gaziantep’e çevrilmişti. Eski adıyla “Ayıntap” diye adlandırılan, Kurtuluş Savaşı’nda işgale 10 ay dayanıp düşmana geçit vermeyen ve Gazi ünvanını alan Antep’e… Saat 22.00 gibi havaalanına indiğimizde sevinçten kalbimin atışı belki dışarıdan duyuluyordu, inanamıyordum. Hava kararmış olsa da, otobüs ile kalacağımız yere giderken yöresel türküler eşliğinde bu güzel ili tanımaya çalışıyordum. Her an boğuştuğumuz İstanbul trafiğinden uzak, bizi iki gün boyunca ağırlayacak Sevim Teyze ve Kaya Amca’nın evine hızla vardık. Çok güzel hazırlanmış sofraya oturunca dillere destan yemekleri olan Gaziantep’e geldiğimize inandım. “Yediğin, içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat.” denir ya, burada görülenlerin yanı sıra yenilenlerin de anlatılması, bu yemeklerin herkes tarafından tadılması gerekir. Yuvalaması, içli köftesi, beyaz kabak-biber-patlıcan dolması, havuç dilimi ile akşam yemeği faslını kapatıp katmeri, zahteri, acılı pidesi, kahkesi, peyniri ile süslenmiş enfes bir kahvaltı ile güne başladık. Misafir olarak umduklarımızdan çok daha fazlasını bulmuştuk. Gün içinde yediğimiz lahmacun, her yemekte bolca kullanılan antep fıstığı, ertesi gün yediğimiz simit – soğan – patlıcan kebabı, mercimek köftesi, tatlıları da tadı damağımızda kalan lezzetler…???????????????????????????????

Sıkı kahvaltı sonrası, ver elini Zeugma, karşılaştığım en etkiliyeci müzelerden biri. Sonrasında tarihi şehir merkezi, Bey mahallesi… Nereye baksak bir müze, bir anıt, gezilecek bir yerin tabelası.

???????????????????????????????Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden aldığımız haritayı inceleyince ne kadar çok gezilecek yer olduğunu keşfettik.  Kısacık zamanda bunların hepsini gezemeyeceğimiz için bazılarını bir sonraki gelişe bırakarak  restore edilmiş ve müze olan tarihi evlerin bulunduğu kıvrımlı sokaklarda dolaştık. Hanları, hamamları, camileri, kalesi ile tarihi dokusu aynen korunmuş…. Yıllar geçmiş olsa da aynı hava hakimiyetini kaybetmemiş. 1

Tüm güzelliğinin yanı sıra, tarihi merkezde dükkan tabelaların aynı ebat, yazı karakteri ve renkte olması dikkat çekici. Böylelikle görüntü kirliliğinin önüne geçilmiş. ???????????????????????????????

Küçük bir mola vermek için durduğumuz Tarihi Tahmis Kahvesi’nde çalgılarını tıngırdatan müzisyenlerin söyledikleri şarkıları dinleyerek içilen menengiç kahvesi üzerine zahter çayı tüm yorgunluğu alıp götürdü. 20141019_150800

Farklı kültürlerin kaynaştığı bu şehir her türlü zenginliği içinde barındırmış. Bakırcılık, yemenicilik, kutnuculuk, kilimcilik, abacılık, gümüşçülük, sedef kakmacılığı gibi zanaatların varlığı buradan geçen İpek Yolu’nun izleri. 20141019_120631

Öğrenerek gezerken bilgi dağırcağıma neler ekledim neler… Örneğin, “kildan” ve “tandır”…

Kildan; bayanların hamama gittiklerinde tarak, kil, sabun, kese, lif gibi malzemelerini koydukları, parlak sarı veya kalaylı bakırdan yapılmış, üzeri desenlerle işlenmiş, oval, tabanı süzgeçli çanta… Hamamda bir kızı oğuluna beğenen anneler kildandan süzülen sular ile kızı takip eder evin kapısında bulunan el şeklinde tokmaktan evsahibinin sosyal statüsünü, evli-bekar olduğunu anlayıp uygun ise kızı isterlermiş.

(foto:www.osmanlielsanatlari.com)
(foto: osmanlielsanatlari.com)

Tandır ise; yer sofrasının altına ısıtıcı, üzerine yorgan konup kışın ısınacak alan yaratılması. Aile bireyleri ayaklarını ısıtıcıya doğru uzatarak, üzerlerine yorganı örtüp sofra üzerindeki kuruyemişleri yerlermiş, büyükler küçüklere güzel hikayeler anlatırlarmış.

Gördüğüm, Gaziantep halkı şehrine sahip çıkmış, restorasyon çalışmaları ile tarihi merkezini koruruyup az katlı binaları, geniş yolları, her semtte yapılmış parkları ile yeşili bol yaşanası bir şehir yaratmışlar. Haftasonları halk bağ evlerine veya pikniğe gittikleri için daha da bir sessizliğe bürünüp huzur veriyor. Sadece şehirlerine değil, miras kalan yöresel yemeklerine ve el sanatlarına da sahip çıkmışlar. Yeri geldiğinde imece usulü çalışarak hem kendilerine gelir kaynağı yapmışlar, hem de günümüze kadar yaşatmışlar.

Dönüş zamanı geldiğinde, Sevim Teyze ve Kaya Amca ile vedalaşmak kolay olmadı. Sesleri titreyerek bizleri uğurlarken istediğimiz gibi onları kucaklayamadan içimiz buruk ayrıldık yanlarından.

Havaalanında Gaziantep’ten ayrılan tüm yolcuların elinde içi baklava dolu torbalar vardı, muhtemelen benim valizimde olan bakır eşya, yemeni, kırmızı biber, salça, zahter, lahmacun gibi buraya özgü ürünler diğer yolcuların da valizlerinde yerini almıştı.

Bazı yerler benim için özeldir, görmeden sevmişimdir. Fotoğraflarına baktığımda, televizyonda karşıma çıktığında ya da birinden dinlediğimde oraları gidip görmek isteğim daha da çok artar. Oraya gittiğimde ise hayallerimi yıkmaz, en güzel şekilde beni ağırlar, sevgime karşılık verir, o zaman sevgim katlanır… Oradan ayrılınca ise özlerim, tekrar gitmek isterim. Gaziantep’de merak ettiğim, sevdiğim yerlerden biriydi. O da beni tüm güzelliği ile karşıladı, unutulmaz anlar hediye etti, böylelikle özledikçe gidilecek yerler listesine eklendi.

Not: Bu haftaki yazım, “Gezi yazısı” niteliğinde… Aslında, Gaziantep ile ilgili bir çok blog yazısı var. Herbiri benzer içerikte olsa da farklı gözlerle bu eşsiz şehri tanıma fırsatım oldu. Ama, gidip görünce daha da etkilendim. Uzun zamandır hayalini kurduğum bu gezi gerçekleşince yaşadıklarımı aktarmak istedim. Kusurum olduysa affola…

Comments

comments

Yazar Hakkında

Serpil Şengör

YAŞAM BÖLÜMÜ YAZARI - EDİTÖR| Kahve Çekirdeği, Muhabbetin Kalbi| 1971 senesi tanıklık ederken tarihte bir çok olaya, sabah 9.05’de ben gelmişim dünyaya... Bir anda kalabalık Sayar ailesinin ferdi oluvermişim. Aileden gelen genlerin dışında Birsen ve Yaşar’ın verdiği terbiye ile kişiliğim şekillenmeye başlamış. Kaan’ımla evlenip Şengör ailesine katılınca, zeytin gözlü oğlum Atakan’ımı alınca kucağıma, yeni olaylar, yeni kişiler de girince hayatıma bugünkü Ayşe Serpil çıktı ortaya... Burcum Ikizler, bir de yükselenim Aslan olunca epey karmaşık yapım herkesi şaşırtır. En olmadık yerde dökülürken gözyaşlarım, bir anda heryeri çınlatır şen kahkahalarım. Yaşam felsefem, “her zaman gülümsemek, mutlu olmak ve sevdiklerimi de mutlu etmektir”. Bu yüzden, masa başı iş hayatım devam ederken gönüllü çalışmalarına katılırım. Bunlardan biri de sosyal sorumluluk projeleri olan “İmza:Kızın", "İmza:Karın", "İmza:Ben" kitaplarıdır. Verdiği heyecan ve mutluluğun yanı sıra yazdığım satırların bana nasıl yeni ufuklar açacağını hayal bile edememişim.

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Tanla Bilir
    Tanla Bilir

    Serpil şöyle diyeyim, beni ağlattın. Artık yaşlanıyor muyum? Memleket özlemi iliklerime mi işledi? bilemiyorum. Yazını okurken göz yaşlarıma engel olamadım. Güzel memleketimizin kültürü, insanımızın misafirperverliği bambaşka. Bu güzel duyguları hep yaşayalım, yaşatalım. Ellerine sağlık…

    Yanıt

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir