Gücümüze Dön Bir Bak…

Kaç yıl oldu tam hatırlamıyorum ama sanırım en az on yıl.

Tuhaf bir şekilde sanki tansiyonum düşmüş gibi hissedip an be an başımın dönmesiyle irkiliyordum.

Doktora gittim, muayene sonucunda önüme iki yemek listesi çıkardı ve “Sevgili Beral, vertigo hastasısın. Bundan sonra sol elindeki listedekileri yemeyeceksin, sağ elindekileri yiyebilirsin, yasak listendekileri yediğin sürece başın dönecek”. Can havliyle önce neleri yiyemiyormuşum listesine baktım ki, kısaca şunu söyleyeyim, yaşamımda zevk aldığım her şey listedeydi: kahve, balık, peynir, yoğurt, alkol, tuzlu kuruyemişler, turunçgil grubu… hepsi yasak. Serbestlerim de hani yenir de doymak için sadece. O kadar zevksiz. En azından bana o an çok keyifsiz gözüktüler.

Foto: www.hemensaglik.com
Foto: www.hemensaglik.com

Dedim ki, “Doktor bey bu işte bir terslik olmalı. Ben keyif insanıyım, bu saydıklarınız da eşlikçilerim. Bunun başka çözümü yok mu?”

Bildiğiniz pazarlık anı…

Kısa net cevap basıncı yükselmiş kulaklarımda yankılandı “Yok!”

Kapıdan çıkarken ki hayal kırıklığımı tahmin edebiliyor musunuz? Küskünleştim, durgunlaştım, n’oluyoooor bana?

Tüm inatçı ve kabule geçememiş halimle bir kaç doktora daha gittim, mantık, sonuç, cümleler aynıydı.

O dönem, kişisel gelişim kitapları henüz alınmış ama okumaya, anlamaya, düşünmeye, kendi üzerimde çeşitli seanslar alarak çalışmam gerektiği idrakına varılmamış bir dönemdi. Hamdım yani bu konularda.

Şimdilerdeki popüler tabirle “Uyanmamış, mışıl mışıl uykudaydım kendimle ilgili.”

Ne yapayım, başladım bunu yemiyorum, bunu yiyorum demeye. Sosyal hayatta durum kabus tabii. Tabağından sebzeleri ittiren çocuklar gibi “Onu yemem, bunu yemem!” yemem değil de yiyemem, dönüyorum da!

Çözümü kendi kendime hastalıkla oyun oynamaya başlayarak üretmeye başladım. Yasaklardan bazılarını azar azar yemeğe ve zihnimi, bedenimi bir nevi kandırmaya başladım. Kısmen kandılar. Ataklar arası zamanlar uzamaya başladı ama gelen atağın benimle kalması ve tedavi süreci öyle kolay değildi açıkçası. Eziyet desem daha doğru olur. Aşağı yukarı ayda bir ağır atak geçiren ben gittikçe 3 ay, 5 ay, 1 yılda atak geçirdim. Bu yıl hesaplarım ve oyunlarım sürerken, bu hastalığımdan tamamen bağımsız olarak kendimle yüzleşme ve içimdeki çeşitli sebeplerle bilerek ya da bilmeyerek kapattığım BEN’i açığa çıkarma süreçlerinde önemli bir notla karşılaştım.

“Hayatımızdaki hastalıklar zihinsel sebeplere dayanır. Hastalıklar da yaşadığımız her AN gibi sonuçtur.”

Ta taaam. Aman Allah’ım, siz ne diyorsunuz üstadlar?

“Baş dönmesi : Kararsızlık, dağınık düşünme, durumları görmeyi reddetmek.”

Gerçekten böyle mi?

Geriye dönüp adeta film taraması yaparcasına hayatımın kararsızlıkla, dağınık düşünceyle alakasını gözlemlemeye başladım.

Beraberinde, geçirdiğim ataklarda zamanı uzatmış olmama rağmen doktorumla irtibatımı hiç koparmadım. Söylediklerini kısa tedaviler kapsamında uyguladım. Ama asıl önemlisi hastalığımın hangi zihinsel durumumda nasıl tetiklendiğini buldum. Buyrun, farkındalık denen şeyin deneyim alanına.

Eh güzel, elimde şahane bir bilgi, idrak edilmiş bir konu var. Ne yapacağım onunla?

Atsam atılmaz, satsam satılmaz.

Öğretilerden bir diğeri; “Dönüştür.”

Nasıııl?

Aslında biliyor musunuz tetikleyen negatif duyguyu yakalayınca yolun yarısı geçiliyor, yani dönüştürme safhası zor değil.

Baş dönmemle konuşarak ona şunu söyledim. Delirmiş olduğumu düşünenleriniz varsa buna da sevinirim, delilik güzel şey.

“Canım başım, sevgili baş dönmem,

Neden döndüğünü anladım. Duygumu biliyorum, korkumu gördüm, tarif de edebiliyorum, o negatif duygumun içindeyim şu an, evet ama o negatif duyguya ihtiyacım olmadığını yoluma sevgiyle devam etmek istediğime KARAR VERDİM. Artık dönmene gerek yok.

Çünkü ben KARAR VERDİM!”

İnanın bana bu sohbet sonrası işlem tamamdı. Yani günlerce süren eziyet sistemi bitti, hızlıca geçti.

Şimdi kendime uzaktan bakınca şunu söylüyorum:

“Evet baş dönmesi denen şey bende vardı, kabul.

Arada hortluyor ki artık bitti denebilecek kadar çok arada ve çok zayıf halde, kabul.

Fark edip konuşunca geçiyor, bu da kabul. Hem de çok kısa zamanda.”

Gücümüzü görüyor musunuz?

Bundan daha iyi ne olabilir:)

.görsel - beral

Comments

comments

Yazar Hakkında

Beral Fişekçi

İLETİŞİM ve YAŞAM DANIŞMANI | Bundan daha iyi ne olabilir? | Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi, İletişim Sanatları – Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü'nü bitirdim. Sonrası 15 yıllık kurumsal iletişim – ajanslarda reklam, tanıtım ve organizasyon kariyeri. Profesyonel hayatta geçirdiğim süre, benim için kendime dönüş yolculuğunda öğretilerle dolu rehber yıllar oldu ama asıl sürecim çok daha eskilere dayanıyor. Çocukluğumda hayatı, kendimi ve insanları sorgulayan sorular sorduğumu çok net hatırlıyorum. Ben kimim? Neden o ben değil ve ben o değilim? Üstelik bu sorulara da bildiğimden ve bildiğimin doğruluğundan emin bir tavırla cevaplar da veriyordum. İlerleyen yaşlardaki artan sorgulamalarım, gördüğüm rüyalar, değişik karşılaşmalarla aldığım cevaplar bana yeni yaşam kapısını işaret ediyordu. İşaretleri takip ettim. Eğitimler almaya başladım. Kuantum Drama uygulayıcılık eğitimi, Hipnoterapi, Kozmik enerji inisiyeleri, Access Bars eğitimi, EFT uygulama eğitimi aldım. Eğitimlerde uygulanan yöntemler kendi üzerimde uygulandıkça kendi iç dünyamda yaşadığım büyük değişim beni fişekledi ve yöneticilik yaptığım ve kariyerimin belki de en keyifli zamanında mesleğimi bırakarak hayallerimi yaratmak için yola çıktım. Neydi hayalim? "Değişim var, daha mutlu hissetmek mümkün, hayatı okumak ve onun farkında olmak öğrenilebilir." Öğrendiğim her şeyi aktarmak ve en önemlisi farkındalık yaratmak ve uygulamalarla değişime ortak olmaktı. Ortağımla Kişisel Gelişim Alan Terapisi alanında bir şirket kurduk. Danışanlarımızın yaşamlarında yan destek olarak değişimi ve yeni hayatlarını yaratıyoruz. Bunun yanında hayatımı renklendiren müzikle ilgileniyorum. Klasik Türk müziği dalında korist ve solistim.

Benzer yazılar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir