“Hayalleri Olmayana Bir Şey Demeyin, Onlar Zaten Ölmüşler”

Gece-gündüz çalışan anne babanın yokluğunda zile basamadan, hep anahtarımla girerdim eve. Yanımda benden 1 yaş küçük, afacan mı afacan bir kardeş ile zamanın dolmasını, tekrar ana kuzusu olmayı beklerdim.

Hiç karşı çıkmadan “görevimi” en iyi şekliyle yerine getirmeye çalışan saçları örgülü bir kız olurdum. Küçücük bedenime ağır gelen sorumlulukla kardeşini kollaması gereken, eve sahip çıkması gereken “bir ablaydım” ne de olsa. Bir yanda yaşımdan birkaç beden büyük bir yük taşırken, öte yanda küçük fırsatlar yaratarak ruhumu, çocukluğumu korumaya çalışırdım.

Kesinlikle anahtarı evde unutmamam gerektiği telkiniyle üçüncü kattaki evimizden bahçeye iner, kum havuzunun önündeki banklara otururdum. Başım havada, gözlerim hep gökyüzünde… Bulutlar… Şekil şekil bulutlardı oyuncaklarım. Ne şanslıyım ki, Almanya’nın gökyüzünden hiç eksik olmazlardı, hiç yalnız bırakmazlardı beni. Her biri başka bir şeyi çağrıştırdı bana, oyun oynarlardı, hatta dile gelip konuşurlardı zaman zaman. Küçük Esen’in söyleyemediklerini mi anlatıyorlardı yoksa? Annesini camlarda, köşe başlarında bekleyen uzun saçlı kızın öyküsünü mü fısıldıyorlardı? Kim duyuyordu peki onları? Benden başkası görüyor muydu o kocaman insanları, hayvanları? Hepsinin ayrı bir hikayesi vardı, onlar anlatır ben dinlerdim, kimi zaman gözlerimdeki pırıltı, kimi zaman yanağıma süzülen yaşlar ile.

Yıllarca hayal kurdum ben, hayallerle besledim ruhumu, hayallerle tutundum hayata. Geleceğime zihnimde canlandırdığım o kısacık anlarla, resimlerle bağlandım. En yakınlarımın bile beni anlamamasını umursamadan zihnimdeki kanlı canlı görüntünün peşinden gittim, onları hiç ezdirmedim, yok saydırmadım. Sonunda Rabbim’in izniyle hayallerimdeki resmi bir bir resim olmaktan çıkarıp sahneyi canlandırdım. Mutlu oldum, o anların tadını çıkardım doya doya.

Öyle zamanlar geldi ki tek bir görüntü bile beliremedi gözümde. Sanki kapkara bir perde kapandı üzerime, her taraf soluklaştı, renkler kayboldu. Öylesine benliğime katmışım ki hayalleri, onlarsız eksildim, yaşam enerjimi kaybettim yavaş yavaş. Esen olmaktan çıktım. Meğer, o üç dört saniyelik görüntüler nefes almak gibiymiş benim için. Şimdi “Ne gerek var?” diyerek benim isteklerimi, beklentilerimi, hayallerimi hiçe sayan insanlar mı mutluydu peki? Gözlerimdeki ışıltıyı görebiliyorlar mıydı tekrar? Yanağımdaki gamze eskisi kadar derinleşebiliyor muydu, yoksa belli belirsiz öylece duruyor muydu oracıkta?

Yıllar önce yazdığım bir yazı geldi elime, benim onca özensizliğim içinde kaybolmadan durabilmişti.

Oğlum, Ben ve Uçurtma

Dün akşam uçurtma yaptım hiç doğmamış çocuğumla,

Uzun zamandır güzelliklerini göremediğim bahçemde…

***

Küçüçük elleriyle yardım etti bana

Tüm gücüyle, koşarak…

***

Çömeldi yanıma,

Kocaman gözleri, dünyayı keşfetmenin heyecanıyla,

Kıvrıldıkça tombullaşan dizlerinin üzerinde seyretti beni.

***

Kısacık parmakları gezindi yüzümde,

Okşamak, teşekkür etmek için sarıldı boynuma

***

Yoktu ondan gayri mutlu olan bu dünyada

Pespembe uçurtma masmavi gökyüzünde havalanırken

***

Dünyadaki tüm saatler durmuştu sanki o an,

Sadece oğlum, ben ve uçurtma…

***

Güneş batarken girdiğimiz evimizde

Henüz tek kelime dökülmeyen dudaklarıyla öptü beni yanaklarımdan

***

Annesinin elinden tutarak adım attı tüm yorgunluğuyla yatağına

Başka bir güne daha uyunmak üzere…

***

Hiç anne olmayı düşünmediğim zamanlarda karaladığım birkaç satır ısıtmıştı yüreğimi yeniden. İçime mi doğmuştu sanki erkek annesi olacağım? Bundan daha güzel hayal mi olabilirdi?

Ne çocuğumun başarılı bir okul hayatı olmasını, ne de iş hayatında yüksek mevkilere gelmesini hayal ettim. Ne olacağını, ne yöne gideceğini de düşünmedim. Sadece elinden tutup onunla yürümek istedim, baş başa, konuşarak, anlatarak, paylaşarak, tıpkı fotoğraftaki gibi. Umarım birkaç sene sonra daha da dillenmiş oğlumla aynı karede yeniden çıkabilirim.

IMG_3833

Küçük veya büyük, kolay ya da zor, hayallerimi kattım önüme. Onlar çizdi yolumu, ben sadece yürüdüm, adım adım. Gökyüzündeki bulutlarla eskisi kadar çok oynamıyorum belki ama onlara layık olmaya çalışıyorum.

Her annenin babanın evlatlarıyla ilgili hayal kurarken yavrularına da bu hakkı tanımalarını istiyorum. Kimsenin hayali ötekinden daha değersiz değildir. İlhan Berk’in dediği gibi “Kırarlar diye hayal kurmaktan vazgeçmeyin.”

Comments

comments

Yazar Hakkında

Esen Arabacı Şen

KONUK YAZAR | 1982 Almanya doğumluyum. İlköğretimimi yurtdışında tamamladıktan sonra, lise döneminde Bartın’a taşındık. İnsanın kendi memleketinde kendini yabancı hissetmesinin ne demek olduğunu o yıllarda çok iyi anladım. Dilini, kültürünü bilmediğim yepyeni bir dünyanın tam ortasına düşmüştüm adeta. Türkiye’ye alışmak, hatta Bartın gibi küçük bir şehirde yaşamak pek kolay olmadı. Yine de vazgeçmedim. İşe İngilizce öğretmeninden Türkçe dersi alarak başladım ve dört sene sonra tam da istediğim bölüm olan Boğaziçi Üniversitesi Mütercim Tercümanlık bölümünü kazandım. Diller ve kültürler arası iletişimi sağlama üzerine kurulu eğitimimi 2004 yılında tamamladım. Yaklaşık 10 senedir de özel bir şirketin dışsatım departmanında çalışıyorum. “Kariyer mi, aile mi?” sorusunda hakkımı her zamandan aileden yana kullanıyorum ve bununla gurur duyuyorum. 2001 yılından beri beraber olduğum eşim, 2012 yılında aramıza katılan ve hayatımın en büyük anlamı olan oğlum Rüzgar yanımda olduktan sonra ben hayattan daha ne isterim. Duygularımı sözel olarak ifade edemem belki ama elimden geldiğince yazarım; sevgimi, mutluluğumu, mutsuzluğumu, beklentilerimi sadece yazarak anlatabilirim. Her ne kadar konuşkan bir insan olarak tanınsam da konu duygular olunca başka türlüsü elimden gelmez, içimdekileri anlatamaz.

Benzer yazılar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir