Haydi Geç Kalacaksın, Uyan Artık.

Daha güneş ışınlarını odamızın penceresinden içeri doğru süzdürmeden saatin alarmı çalmaya başlar. Uyan uyanabilirsen, saatin sesini kapatsan da, uyandım desen de vücut reddeder kalkmayı.

saat

Hele öğrencilik dönemlerinde sıkıcı bulduğumuz okula gitmek için sıcacık yataklarımızdan kalkmak ne zor gelirdi. Geç yatıp erken kalkmaya çalışmak bizi zorlardı. İlk derslerde neredeyse yarı uykulu olurduk, daha sonra uyanma evresine geçerdik.

Biz kaldırılan, annelerimiz kaldırandı, her gün aynı cümleler peşi sıra gelirdi. “Haydi, kalk.” ile başlayan ilk cümleden sonra uyanma zorlaştıkça ses yükselir, en sonunda da uyarı niteliğinde “Haydi, geç kalacaksın, uyan artık.” şeklini alırdı. Biz de öfleye pöfleye kalkardık yataklardan, aklımızı orada bırakarak.

Şimdi biz büyüdük, evlatlarımızı uyandırıyoruz. Kullanılan cümleler değişmedi, sadece roller değişti.

Benim de bir oğlum var, eskilerin değimiyle “Gece yatmaz, sabah kalkmaz.”. Uyandırmak ise bir işkence bize, muhtemelen ona da. Uykusunun en tatlı yerinde, “Haydi canım oğlum uyan.” diyerek uyandırmaya çalışıyoruz. O uyanmadıkça hiç istemesek de ses yükseliyor. Hatta bazen tehditler bile savuruyorduk. “Kalkmazsan ben gidiyorum, derse geç kalırsan kal.”

Kaynak : www.mamiverse.com
Kaynak : www.mamiverse.com

Her ebeveyn gibi bu soruna nasıl bir çare buluruz diye araştırıyoruz. Neşeyle başlanan günün en verimli gün olduğunu bildiğimiz için, makaleler okuyup onun da, bizim de güne daha neşeli başlamamız için nasıl davranmalıyız diyoruz.

Bir yöntem “Bırak uyanmasın, kendi çeksin cezasını.”. Çocuklar biraz büyüdükçe, çalışan ebeveynler önce evden çıkıyorsa bu taktik işe çok yaramıyor, alışkanlık bu yönde ilerleyebiliyor. Küçükken daha sorumluluk sahibi olup “Eyvah, geç kalmayayım.” dese de ilerleyen zamanda “Aman ilk ders kaçarsa kaçsın.” dönüyor cümleler. O yüzden, bu da ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Hem geç kalmayı öğrenmesin, hem de servisi kaçırırsa okula nasıl gidecek korkusuyla biz sabırla uyandırmayı denedik her sabah, artık biraz daha az zorlanıyoruz.

Bugün Adem Güneş’in bir yazısına denk geldim. Bu sorunla nasıl başa çıkamayacağını düşünenlere yol gösterici olabilir.

Her olayda olduğu gibi bu süreçte de önce sakinliğimizi korumamız önemli.

Pedagog Dr. Adem Güneş adım adım bunları tarif etmiş:

  1. Erken kalkmanın en temel şartı, erken yatmaktır. Televizyonun aktif kullanıldığı bir evde çocuk erken yatmaz. Çocuğunu keyifle güne başlatmak isteyen ebeveynler hafta içi televizyon kullanım alışkanlığını gözden geçirmeli.
  2. Çocuğu uyandırma girişimi, kahvaltı saatinden en az 45 dakika önce başlamalıdır. Bu süre, vücudun uyku durumundan uyanık hâle geçebilmesi için gerekli olan asgari süredir. Uyku hâlinde vücut aktiviteleri daha yavaştır. Vücudun uyanması birden olmaz. Kan basıncının, kalp atışlarının, beyin aktivitelerinin uyanıklık hâline geçebilmesi için belli bir süreye ihtiyaç vardır. O süre en az 45 dakikadır.
  3. Uyandırma, üç kısımdan oluşur: Fiziksel, Zihinsel ve Duygusal… “Fiziksel” uyandırma, “direkt” değil, “endirekt” olmalıdır. Sallayarak, sarsarak, üzerine su damlatarak uyandırmak oldukça yanlıştır. Doğru olan, camlarının hafifçe açılması ve odaya serin bir rüzgârın alınmasıdır. Serin esinti, tene dokunduğunda çocuk hem “fiziksel” olarak ve hem de temiz havanın içerdiği oksijen ile “zihinsel” olarak uyarılmış olacaktır. Oksijen olmadan zihnin uyanmasının oldukça zor olduğu unutulmamalıdır. “Duygusal” uyanmada ise kısık sesli bir müziğin etkisi oldukça fazladır. Mutfakta keyifle kahvaltı hazırlayan ebeveynin yanında kısık sesli bir radyodan duyulan şarkılar, çocuğun “ruhen” uyanmasına katkı sağlar. Çalan şarkıların ruhu uyandırmasının haricinde, uyanmış ruhu ile müzik dinleyen bir ebeveynin varlığı çocuğa yaşama sevinci verir.
  4. Çocuğunu kaldırmaya gelen ebeveyn gece kıyafetlerini değiştirmemişse, kendini güne hazır hâle getirmemişse, çocuğun yatakta kalış süresi uzar. Ebeveynini güne hazır gören çocuk ondan güç alır. Örnek olunmalı.
  5. Birkaç dakika sürecek bu ilk hazırlığın ardından çocuğun yanına uzanmak, onun kulağına sevgi sözleri fısıldamak, yatağın içinde oynaşmak, güne başlaması için ona “duygusal” güç verecektir… “Unutmamak gerek ki duygusal gücü olmayan çocuğun, yataktan kalkabilecek fiziksel gücü olmaz.
  6. Çocuğun uyanıp yataktan kalkmasından sonraki ilk işi, elini, kollarını ve yüzünü yıkamak olmalıdır. Su, “fiziksel” uyanmaya katkı sağlayacaktır.
  7. Çocuk kahvaltı masasına yalnız oturmamalıdır. Hiçbir çocuk yalınız başladığı kahvaltıyı keyifle tamamlayamaz. Tamamlasa tamamlasa bir an önce bitirmek için tamamlar ki bu çocukta yeme bozukluğuna yol açar.

Bunların yanı sıra,

Uyku düzenini belli bir rutin de tutmak gerekir, Biyolojik saat için aynı saatte uyanıp aynı saatte uyumalı.

Aslında çocuklarımızın da sorumluluk almasını da sağlamak gerekir, saatini kurup uyanması, eğer okula geç kalırsa derslerinin aksayacağı bilincine de varmalıdır.

Güneşe bakılarak yapılan bir kaç spor hareketi, bir bardak su, bir duş, bir güzel müzik, güzel bir kahvaltı, bir kısa yürüyüş, pencereden içeri süzülen güneş ve kuş sesleri güne en güzel şekilde başlamak için yararlı olur. Enerjiyi yükseltir.

Vücut ve ruh sağlığı için düzenli ve kaliteli uyku uyumak önemlidir. Hem kendimiz de hem de çocuklarımız da buna özen gösterelim.

Comments

comments

Yazar Hakkında

Serpil Şengör

YAŞAM BÖLÜMÜ YAZARI - EDİTÖR| Kahve Çekirdeği, Muhabbetin Kalbi| 1971 senesi tanıklık ederken tarihte bir çok olaya, sabah 9.05’de ben gelmişim dünyaya... Bir anda kalabalık Sayar ailesinin ferdi oluvermişim. Aileden gelen genlerin dışında Birsen ve Yaşar’ın verdiği terbiye ile kişiliğim şekillenmeye başlamış. Kaan’ımla evlenip Şengör ailesine katılınca, zeytin gözlü oğlum Atakan’ımı alınca kucağıma, yeni olaylar, yeni kişiler de girince hayatıma bugünkü Ayşe Serpil çıktı ortaya... Burcum Ikizler, bir de yükselenim Aslan olunca epey karmaşık yapım herkesi şaşırtır. En olmadık yerde dökülürken gözyaşlarım, bir anda heryeri çınlatır şen kahkahalarım. Yaşam felsefem, “her zaman gülümsemek, mutlu olmak ve sevdiklerimi de mutlu etmektir”. Bu yüzden, masa başı iş hayatım devam ederken gönüllü çalışmalarına katılırım. Bunlardan biri de sosyal sorumluluk projeleri olan “İmza:Kızın", "İmza:Karın", "İmza:Ben" kitaplarıdır. Verdiği heyecan ve mutluluğun yanı sıra yazdığım satırların bana nasıl yeni ufuklar açacağını hayal bile edememişim.

Benzer yazılar

1 Yorum

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir