İçimde Koca Bir Boşluk

Düşünmek bazen ağır geliyor… En kıymetlinin gelmeyeceğini bildiğin halde saatlerce terminalde beklemek gibi Ümitsiz, gidecek yerinin olamadığını bildiğin halde ayakların patlarcasına yürümek gibi Çaresiz ve gelecek birinin olmadığını bildiğin halde 70 yaşında takım elbiseni giyip beklemek gibi Kimsesiz…

Bu karamsarlık, bugünün ağırlığından her gün bir öncekinden daha yoğun nasıl geçer, hani zaman ilaçtı, hani zamanla geçecekti, bu söylenenler koskocaman bir yalandı gerçeklerin yanında…

Kan ter içinde gözlerimi açtım, telaşla yatağımdan doğruldum, yatağın tam ortasına oturdum. İlk beş saniye beynim durmuş gibi boş gözlerle halıya baktım. Bir şey yapmam gerekliydi, unutmuşçasına zihnimi zorluyor ama unuttuğum beni telaşa sokan o şeyi bir türlü bulamıyordum. Saniyeler sonra bugünün pazar, bayramın son günü olduğunu anlıyor ve yüzümdeki, içimdeki  boşluğun oluşmasına engel olamıyordum…

Hâlbuki çocukken bayram sabahları Barış Manço’nun şarkısıyla uyanırdım. Bu günün bayram olduğunu, erken kalkmam gerektiğini, en güzel giysileri giyinmem gerektiğini bilirdim. Tabii eskiden, geçmişte öyle yapardım diyorum, artık o eski bayramların gelmeyecekçesine geride kaldığını bilmek zor, bunu kabullenmek zor…

Bayram hazırlıkları, günler öncesinden tatlı telaşlı gülümsemelerle başlardı bizde, sayfalarca liste hazırlanır, hangi meyvenin ne kadar, et mi, kıyma mı, yoksa tavuk mu alınacağı tartışmaları, konuşmaları eşliğinde alışveriş yapılır, ellerimizde poşetlerle şekerci amcadan son anda alınan lokum eşliğinde eve girilirdi. Mutfağa konulan poşetlerin ayrıştırılması saatler sürerdi, özenle çıkarılanlar düzgünce dolaplara yerleştirilir, arada alınanların kalite kontrolü bizzat şahsım tarafından yapılırdı. 🙂 Alınan her ürünün kokusu çok ilginç bir karışıma dönüşüp mis kokunun güzelliği evin tüm çehresini kaplardı, açılan son poşet ile “Eyvah unuttuk!” cümlesi mutfaktan tüm odalarda yankılanırdı, ama bir alışverişe daha gitmeye kimsenin hali kalmadığı için “Olsun onun yerine şunu koyarız, hallederiz.” sözleri eklenirdi. Tabii unutulan ekmek değilse…

Duvara çakılı duran siyah şirin bir telefonumuz vardı, salonun orta kısmında balkon kapısıyla salon kapısı arasında mutfaktan koşarak telefona koştuğumu hatırlıyorum bir bayram öncesinde.

Arayan ablam. Saniyeler çok değerli olduğu için “Ablacığım hemen annemi çağırıyorum.” deyip anneme sesleniyorum. Ablam, “Tamam Aliciğim, seninle de konuşurum, zamanım ve kontörüm var.” demesini duyarken telefonu anneme veriyorum. Ablam ne zaman gelecekti, neler konuşuyorlardı o kadar merak ediyordum ki duymak için ortamdan soyutlanıp sadece telefona odaklanmış, sessizce nefes alıp veriyordum, gözlerim fal taşı gibi açılmış, ellerim önümde kenetlenmiş, mıh gibi çakılı duruyordum… Annem telefonu kapattırken yüzümden alt yazı geçiyordu “Hadi anneciğim anlat ne konuştunuz? Ablam ne dedi? Hadi anlat, hadi hadi lütfen…”. Telefonu kapatıp salona bizlere dönerek “Ayşe bu akşam otobüse biniyormuş, yarın sabah burada.” dedikten sonra salonun ortasında olduğum yerde dönerek herkese baktım, herkesin yüzündeki tebessümü görmek harika bir duyguydu, benim de gözlerimin içi gülüyordu, nasıl gülmesin, ablam geliyordu. Tamamlanacaktık. Çünkü bayram dediğin hep birlikte kutlanırdı, küçüklüğümden bu yana bu böyleydi. Akşam yemeklerinin hep birlikte yenmesi gibiydi, sofrada eksiksiz yemek yemek, asıl doygunluk o zaman oluyordu, insan o zaman tam anlamıyla doyduğunu hissediyordu. Bazen akşam eve o kadar aç geliyordum ki dayanamayıp “Anneciğim ben yemek yesem.” diyordum, yemeğimi yiyordum. Babam geldiğinde masanın kurulmasına yardım ediyordum, kendimi hafif suçlu hissedip muzip bir tebessüm eşliğinde “Neşeli Günler” filmindeki Turşucu Babanın tombul oğlu gibi masaya oturuyordum yine de. Farkımız, yine ben yemek yemeğe devam edebiliyordum. Eee masadan kalktıktan sonra bile “Ben açıktım.” diyen birisi için normal bir durumdu.

Ablamın gelmesi yaklaştıkça hazırlıklar daha bir hızlanmış, ufak ufak telaşlar baş göstermişti. Artık bayram geliyordu, eksik olmadan, tam anlamıyla bayram sabahına uyanmalıydık. Sabaha sadece ufak tefek işler kalmalıydı. Mutfakta şerbetin kaynama sesini duyuyordum. Annemin yaptığı baklavalar fırında pişiyordu, tabii anneannemin tarifi kuru baklavalar eşliğinde. Hazırlaması çok zor, yemesi saniyeler alan yaprak sarmaları hazırdı, düdüklü tencerenin içinde bizi bekliyordu. Bizim bağın yapraklarının, topraklarımızdan, maneviyatımızdan gelmesinden dolayı sanırım, ayrı bir lezzeti vardı. Şekerci amcadan alınan şekerler nedendir bilmem, kurutma makinemizin içinde dururdu. Nem kapmasın diye mi, yoksa ben hepsini bitirmeyim diye mi bilmiyorum. Çikolatamız her zaman aynıydı. Elit’in Hindistan cevizli çikolatası yanında fındık toplu çikolata ve badem şekeri. Sonraları ben istediğim için 250 gr. kaymaklı lokum da eklenmişti listeye. İşçi ailesi için inanın çok lüks bir bayram paketiydi. Şekerleri şekerliğimize yerleştirmek bir plan gerektiriyordu, sırası, çizgisi ve şekli muazzam olmalıydı. Öyle de oluyordu, güzelce şekerlerimizi koyuyorduk televizyonun yanına limon kolonyamız ile birlikte…

bayram-sekeri

Akşam olmaya başlamıştı. Babam haberleri izliyordu, bayramda hava durumu çok önemliydi. Babam için hava durumu her zaman önemliydi zaten, hiçbir zaman kaçırmazdı, yanlışlıkla o kanalı geçsem “Dur bakalım oğlum, nasılmış hava durumu?” deyince hava durumuna tekrar dönerdim. Bayramda babam hep çalışırdı, o zamanlarda çalışıyordu, tek gün izni vardı, o da bayramın birinci günü… O yüzden rahat rahat televizyonunu izlemeye devam ediyordu, aksi halde erkenden yatardı. Annem mutfaktan zafer kazanmış komutan edasında salona geliyor, “Oturursam kalkamam, şu diğer işleri de bitireyim.” derken, “Kahve içer misin Mehmet?” diye babama soruyordu. Babam “Otur artık Fevziye.” dediğinde, annem “Ben sana karışıyor muyum? Hem kim yapacak o kadar işi? Bitirmem gerek.” deyip misafir odası, mutfak ve bizim odalar arasında mekik dokuyordu Alev ablam ile birlikte.

Gece haberleri başladığında babam çoktan uyumuş, ben yatağımda, Alev ablam ile annem ise ahve keyfi yapıyorlardı. Yatağımdan yarın giyeceğim bayram elbiselerime bakıyordum, özenle ütülenip koltuğun üstüne sıra sıra yerleştirilmişti. O kadar heyecanlıydım ki uyuyamıyordum, bu heyecanım okul açılmadan önceki akşamlardaki heyecanım gibiydi. Yarın yapacaklarımı, gideceğim yerleri düşünürken uyuyakalmıştım.

Gözlerimi açarken kapının kapandığını, “Yavrum”, “Ayşem”, “Hoş geldin Ablacığımm”, “Hoş geldin.” sesleriyle uyanıyordum adım seslerini duyduğum için gözlerimi kapalı tutuyor, açmıyordum, biliyordum, ablam birazdan üstüme atlayıp beni uyandıracaktı. Sonunda “Burada bir yakışıklı mı var?” sesi eşliğinde ablam geliyordu, yüzümdeki gülümsemeden uyandığımı biliyordu, yanıma gelip beni hem gıdıklıyor hem de öpüyordu. Ben o zaman yatağımdan fırlayıp ablama sarılıyor bayram sabahına uyanıyordum… Mutfakta öyle bir hareketlilik vardı ki ablalarım annem sanki yıllarca konuşmamışçasına sohbet ediyor, bir yandan da kahvaltıyı hazırlıyorlardı. Babam ve ben mutfağa o iki kişinin bile sığamadığı mutfağa girdiğimizde acıktığımızı anlıyor, “Tamam tamam geliyoruz.” diyorlardı. İşte o an bayram sabahı kahvaltısı, çayların keyifle koyulduğu ağızda lokmalar bitmeden diğer kelimelerin iştahla söylendiği o güzelim masada yaşananlar o lezzetler bayram sabahıydı ve çok seviyordum, bizimkilerin her bir ifadesini görüyor, söylediklerine dikkat ediyordum. Katılmak için hamle yapsam nafile ya yetişemiyor ya da söyleyecek kelimeyi söyleyecekken konu geçiyordu. Ben de tebessümle bizimkileri izlemeye devam ediyordum. Kahvaltı devam ederken kapı çalıyor, misafir mi acaba derken çocukların geldiğini anlayıp derin bir “Ohhh” çekiyorduk. Öğlene doğru gelirken kahvaltının da sonu geliyordu. Hiç bitmesini istemediğim o kahvaltının bir daha yaşanmayacağını bilsem hiç kalkar mıydım sofradan? Asla…

????????????????????????????????????

İşte bu bayramın son günü, Pazar günü, uyandığımda adlandıramadığım, bir daha öylesine zengin bayram kahvaltıları olamayacağını bildiğim için içimde oluşan bu boşluk bu kadar anlamlı olabilir mi?

Comments

comments

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

1 Yorum

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir