Kırmızı Bir Kapısı Var Evimin….

“Dinlenme sanatı da çalışma sanatının bir kısmını oluşturur.” Andre Maurois

Dinlenmek nedir? Güç kazanmak için çalışmaya ara vermek, yorgunluğunu gidermek, soluklanmak, istirahat etmek. Dinlenmeyi başaramayınca, uykulu, yorgun başlayınca güne yeterince verim alamıyoruz, hatalar yapıyoruz, yeri geliyor arkadaşlarımızla tartışıyoruz, sanki herşey ters gidiyor. Sonra, gün içinde biriktirdiğimiz stres akşam dinlenmemize engel oluyor, gece uyutmuyor. Yaşadığımız olaya takılıyor aklımız, zihnimizi rahatlatamıyoruz. Yorgunluk gün içindeki stresi artırıyor, stres dinlenmemizi engelliyor, bu döngü böyle devam ediyor. Oysa ki, stresi eve gelmeden terkedebilsek, dinlenebilsek, daha istekli, daha pozitif olabileceğiz belki de.

Biz de bu sene ruhen dinlenebilmek için ilk defa 15 gün izin aldık, çünkü yolda geçen zaman, gidilen yeri tanıma telaşı derken bir haftalık iznimizin tadına varamadan, yeterince stresten arınamadan dönüyorduk.

15 günlük tatilimizin ilk beş günü için İzmir’in, Seferihisar ilçesine bağlı Akarca koyunda Teos Ormancı Tatil Köyü’nde yer ayırttık. “Tatilin geri kalanını da dolaşıp beğendiğimiz farklı otellerde kalarak geçiririz” diye düşündük. Kaldığımız yer, Sığacık ve Teos antik kentine 4 km yakınlıkta, Kuşadası, Çeşme, İzmir, Alaçatı, gibi turistik yerlere birer saat uzaklıkta olan pırıl pırıl deniz kıyısında, 1+1 müstakil evlerin yanyana konumlandırıldığı şirin bir tatil köyüydü. Önünde verandaları olan sade döşenmiş odalara Yunan tanrıçalarının adı verilmişti. Bize göre gürültü kaynakları olan havuz, kaydırak, oyun alanları olmayan, lüksten uzakta bir dinlenme alanı. Güleryüzlü personelin amacı misafirleri rahat ettirebilmek. Daha çok Ege mutfağından tatlar olan açık büfesinde sınırsız yiyecek yok ama çok leziz, “az ama öz” denir ya aynen öyle. İstendiğinde lokantasından sipariş verilebiliyor. Hatta, tıpkı Erdek sahili gibi seyyar satıcılar boyoz, simit, mısır, kokoreç, gözleme satışı yapıyorlar. Aç kalmak imkansız. İstanbul’un yoğunluğundan sonra, bu sevimli yerde konaklamak bize öyle iyi geldi ki, boş oda da bulunca tatilimizin tamamını burada geçirmeye karar verdik. Günübirlik görmek istediğimiz yerlere gidip sonra özlediğimiz sakinliğe geri döndük. Bol bol dinlendik.

Konakladığımız minik ev hayalini kurduğumuz ev tiplerinden biriydi. O yüzden, evimizde hissettik kendimizi. Verandasında oturup çayımızı yudumlarken sessizliğin içinde kuşların ve cırcır böceklerinin ötüşlerini dinlemek, doğa ile içiçe olmak huzur verdi bize. Biz hayallerimizi genişlettik o verandada, eve bir oda ekledik, bir de minik bir mutfak, şömine muhakkak olmalı kış ayları için dedik. Odalardan birinin çatı kısmına gökyüzünü görmek için cam yerleştirdik. Yoldan geçen komşularımızla “merhaba” ile başlayan ayaküstü sohbetlerin edileceği bahçesini biraz büyüttük. Çeşit çeşit çiçekler, bir kaç meyve ağacı, salıncak, barbekü derken, bir de su kaplumbağaları için minik bir süs havuzu koyduk ortaya… Çok yüksek olmayan çitlerin arasında bahçe girişine bir ahşap kapı yerleştirdik. Kolay tarif edilmesi ve gelen misafirlerin rahat bulması için kapımızı en sevdiğim renk olan kırmızıya boyadık.

Kırmızı bir kapısı var evimin (foto:www.free-hdwallpapers.com)
Kırmızı bir kapısı var evimin (foto: free-hdwallpapers.com)

Gelecek misafirleri düşündük, sabahlara kadar edilecek sohbetleri, eğlenceleri, labrador cinsi köpeğimiz ile çocukların bahçede koşmasını…. Ancak, böyle tadı çıkardı… O yüzden, kapımız hep açık olacaktı. İşte bunları düşünürken, sevdiklerim çekinmeden her zaman evimize gelsinler diye küçük bir şiir ile davetiye bile hazırladım şimdiden…..

Her zaman buyrun evime, Kapım açık sizlere
Her zaman buyrun evime,
Kapım açık sizlere

Comments

comments

Yazar Hakkında

Serpil Şengör

YAŞAM BÖLÜMÜ YAZARI - EDİTÖR| Kahve Çekirdeği, Muhabbetin Kalbi| 1971 senesi tanıklık ederken tarihte bir çok olaya, sabah 9.05’de ben gelmişim dünyaya... Bir anda kalabalık Sayar ailesinin ferdi oluvermişim. Aileden gelen genlerin dışında Birsen ve Yaşar’ın verdiği terbiye ile kişiliğim şekillenmeye başlamış. Kaan’ımla evlenip Şengör ailesine katılınca, zeytin gözlü oğlum Atakan’ımı alınca kucağıma, yeni olaylar, yeni kişiler de girince hayatıma bugünkü Ayşe Serpil çıktı ortaya... Burcum Ikizler, bir de yükselenim Aslan olunca epey karmaşık yapım herkesi şaşırtır. En olmadık yerde dökülürken gözyaşlarım, bir anda heryeri çınlatır şen kahkahalarım. Yaşam felsefem, “her zaman gülümsemek, mutlu olmak ve sevdiklerimi de mutlu etmektir”. Bu yüzden, masa başı iş hayatım devam ederken gönüllü çalışmalarına katılırım. Bunlardan biri de sosyal sorumluluk projeleri olan “İmza:Kızın", "İmza:Karın", "İmza:Ben" kitaplarıdır. Verdiği heyecan ve mutluluğun yanı sıra yazdığım satırların bana nasıl yeni ufuklar açacağını hayal bile edememişim.

Benzer yazılar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir