Kolikli Bir Bebek Annesinin Samimi İtirafları

Öncelikle herkese merhaba,

Kendimi uzun uzun anlatmayayım, siz beni satır aralarından tanıyın istedim. 9 Nisan 2014 doğumlu Elif’in anası, karabalığın eşi daimi bir “anabalık”ım. Elif’ten önce çalışıyorken şimdilerde tam zamanlı “Elifle güzel vakit geçirici” ve “çocuk kitapları okuyucusu”yum. Başka da bir numaram yok aslında… Biricik Dünyam paylaşımlarını sevdiğim bir blogdu. Şimdilerdeyse büyük bir aile… Biricik Dünyam’ın kurucularından Tanla ile yolumuz benim hamilelik serüvenimle kesişmişti; Elif kucağımdayken annelik hakkında bir şeyler paylaşma aşamasına bu kadar çabuk geçebileceğimi hiç düşünmemiştim. Hayalimde ne toz pembe günler vardı. Çok kitap okumuş, tecrübeli annelerle konuşmuş, araştırmalarımı tamamlamıştım. Bilmiyordum ki annelik yaşam boyu öğrenilecek bir maceraymış.

kolik

Her şeyden önce Elif’in sağlıkla aramıza katılması hayatımızdaki en güzel gündü. Bunun için hep şükrettim. Derken 10. günde bize hiç tanıdık gelmeyen ve uzun bir müddet aramızda olacağını bilmediğimiz o “gıdıklayıcı” ile tanıştık : KOLİK!
Kolik maceramızı çok fazla negatif ifadelerle anlatmayacak olsam da, anne adayları & taze anneler siz bu yazının geri kalanını atlayıp, zıplayarak okuyabilirsiniz; hiç bozulmam.

Kısaca kolik; (“3” kuralıyla) “günde 3 saat, haftada 3 günden fazla ve en az 3 haftadır devam eden şiddetli ağlama” olarak tanımlanıyor. “Bebekler zaten ağlamaz mı?” diyebilirsiniz. Ben de öyle düşünmüştüm. Hatta okuduğum kitaplardaki “kolik” başlığını sadece gözlerimle okuyor,”hamileliğinde stres yapanlarda oluyordur herhalde” deyip dudak büküyordum. Ah, ne safmışım. Bu saflığı benden daha çooook duyacaksınız 🙂

Bu yazımda kolikle nasıl baş edilir? kısmından azıcık bahsedeceğim. Çünkü Google amcada bir dolu öneri var; tekrara kaçmak istemem. Ben “bir kolik anasının hisleri” üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. Ola ki bir gün bu satırları bir kolik anası okursa onu ne kadar iyi anladığımı ve ona sıkıca sarıldığımı bilsin isterim.

“Yavrumuz sağlıklı olsun yeter” diyoruz evet ama “mutlu bebeği oluşturacak mutlu ananın” kolik sonrası nasıl olduğunu hiç konuşmuyoruz/sormuyoruz. “Bir tek senin başına gelmiyor” diyordum kendime ve şükrediyordum başka bir rahatsızlık olmadığı için. Ancak…

Kolik saatleri yaklaştıkça evden kaçasım, zamanı durdurasım da gelmiyor değildi. Elif ilk bebeğimiz olduğundan oldukça acemi anne-babaydık.(Hoş, hala öyleyiz.) Kendimi çok çaresiz hissediyor, hamileyken yaşadıklarımı düşünüyordum. Şunu bile düşündüm: Çok fazla Mozart dinledim, bak çocuk sinirli oldu 🙂 Doktor kontrollerine gittiğimizde sahiden de bekleme odasındaki en yorgun/uykusuz ve bakımsız (tamam bu kısım bana ait) anne bendim. Doktorun yanından her çıkışımızda etraftaki insanların, sakin yavrularına sıkıca sarılıp “İçeride ne oldu da bebeğiniz o denli ağladı?” dediklerinde “Bizimki hep böyle ki…” diyordum gülerek. İçimde bir umut vardı ama kolik sanki hayatımızdan hiç çıkmayacaktı; belki de bizimle yaşamaya gelmişti.

Bebekler ağlar evet ama Elif sanırım çığlıklarla çığırıyordu. Kendini nefessiz bırakıyor, kızarıyor, morarıyor, çaresizce gözyaşlarıyla tepiniyordu. Bir anne için bu tablo gerçekten zor bir durum. “Kolik anası, sabrın babası” diyorum ben buna. Kendimi sabırsız bilirdim, oysaki sabrın da sınırları genişleyebiliyormuş, Elif’le öğrendik. İlk zamanlar şaşkın olsam da idare edebiliyorum derken ben de ağlamaya başladım. Sonra o da geçti. Karabalıkla nöbetleşerek Elif’in koliğini gıdıkladığımız günlerde yemek yemeye de başladık. Yani ben duymamaya başlamıştım. Elif içeride şiddetli ağlarken ben mutfakta yemeğimi yiyebiliyordum. Ne tuhaf değil mi? Neyse ki anneler dönüşümlü olarak yanımızdaydı; yoksa makarna köfteyle aylarımız geçerdi.

“Bu da geçecek” diyordu herkes. Çok kızıyordum. Ben de biliyordum geçeceğini, 3 yaşında bir çocuğun kolik halde ağlamadığını mesela. Ama bir olayın içindeyken insan sadece destek arıyor. Kısaca “seni anlıyorum” mesajı, bir hal-hatır sorma bile çok makbul. Bizde bir de “sönme patlaması” yaşandı. O geceyi de hayatım boyunca unutamam. Elif’e sımsıkı sarılıp devamlı “geçecek annecim” deyişim hala gözümün önünde. Sahiden de ertesi günlerde pek bir şey olmadı. Ama biz hep tetikteydik ve bu konu hakkında konuşmama kararı almıştık. Aradan epey zaman geçip de bize misafirliğe gelip daha kapıdan “Şu meşhur koliği görmeye geldik” dediklerinde gelenlerden-çok samimi bir şekilde- nefret edecektik çünkü ertesi gün şiddetli bir kolik atağımız oldu. “Sakınan göze çöp batar”dı doğru ama eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmeye de gerek yoktu. (Eşek burada kolik oluyor)

Yaşamayanların anlamasının pek zor olduğu bir durum kolik. Peki biz nasıl baş ettik? Bence zaman tek çare… Ama biz de elimiz armut toplamasın diye bir şeyler yaptık. Topuklara ve göbek çevresine acı elma yağı sürdük, gaz damlası damlattık, salladık/sallandık, arabayla gezdik, saç kurutma makinesi açtık. (Youtube’daki videoların sesini ayırt edebiliyordu Elif; dolayısıyla 2 tane saç kurutma makinemiz yandı fazla çalışmaktan) Slingi bulanlara çokça dua ettik. Bence her bebek farklı; her kolik de farklı olabilir. Ortak çözüm; yemeğini yemiş, aklı başında, sinirleri düzgün, banyosunu yapmış, ‘şşştttt’sesini yüksek perdeden çıkarabilen ana-baba.

Bu kadar basit…

Hem ben de koliğin geçici bir şey olduğunu söylemiştim değil mi 🙂

Tüm ana babalara bol uykulu, az gazlı, çok neşeli “biricik” günler dilerim. Kim bilir belki diğer yazımda “kolikten miras kalanları” yazarım. Hani bu mirası reddetmeye çoktan niyetliyiz ama Elif’i kıramıyoruz 🙂

Anabalık-Esra (Daimi (b)alık burcu)

Comments

comments

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

1 Yorum

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir