Beklenmedik Bir Avrupa Turu Hikayesi – Monako

Bugün, dünyanın en küçük ikinci bağımsız devleti olan Monako’dayız. Burası Akdeniz sahilinde Fransa’yla çevrili iki kilometrekarelik dağlık-kayalık bir alanda 35.000 kişinin yaşadığı, krallıkla yönetilen, zengin bir ülke. Formula 1 Monaco Grand Prix, lüks arabalar, lüks yatlar, prensler, prensesler ve kumar ise Monako denince akla gelen diğer anahtar kelimeler. Şimdi, nüfusun sadece yüzde yirmisinin gerçek Monakolu olduğu, diğerlerinin başta Fransız olmak üzere, her milletin en zengin kişilerinden oluştuğu, bu küçük devleti daha yakından tanıyalım.

monaco
Monako Limanı

1228 yılında Roma İmparatorluğu’nun izniyle Ceneviz sömürgesi olarak kurulan şehir, François Grimaldi ve askerleri tarafından ele geçirildiği 1297 yılından beri Grimaldi ailesi tarafından yönetiliyormuş. 1861 yılında Monako bağımsız bir prenslik haline gelmiş. Hepimizin bildiği ünlü Hollywood yıldızı Grace Kelly, 1956 yılında Prens Rainier ile evlenerek işte bu Grimaldi ailesine gelin gelmiş ve Prens’in Sarayı’na yerleşmiş. Üç çocuğu olan Prenses Grace’in, Monako’nun virajlı yollarında, kızıyla beraber geçirdiği trafik kazasında hayata gözlerini yumması beni hep çok etkilemiştir.

20140712_153328-1
Monako demek Grace Kelly demektir.

Tepede, ülkenin girişinde durup bir kayanın üzerine inşa edilen, surlarla çevrili eski şehri seyrederek rehberi dinlediğimiz sırada, bir hemşire olarak gözlerime inanamadım. Kaldırımda, halk arasında elektro şok cihazı denen defibrilatör vardı. Ortalama 90 yıl ile, dünyanın en uzun yaşayan insanlarının burada olmasına şaşmamalı.

20140712_142344
Monako sokaklarındaki defibrilatör

Rehberden rol çalıp defibrilatörü, bu aletleri toplu yaşanılan yerlere koymanın gerekliliğini, kaldırımda ilk defa defibrilatör gördüğümü heyecanla anlattıktan sonra tekrar Monako’yu rehberin ağzından dinlemeye devam ettik. Baktığımız bölge, ülkenin başkenti Monaco-Ville diye adlandırılıyormuş.

20140712_141854
Monaco-Ville

Monako Kayası da denilen bu bölgeyi gezmek için, kısalı uzunlu tünellerden geçip, otobüsümüzü kayaların içine oyulmuş kocaman bir otoparka bırakarak, yürüyen merdivenlerle dört kat yukarı çıktık. Biraz yürüyünce Oşinografi Müzesi’nin önündeydik.

20140712_170806
Oşinografi Müzesi (Oceanographic Museum)

Okyanus Müzesi olarak da bilinen, kelime anlamı olarak deniz bilimi demek olan bu müze, deniz aşığı Monaco Prensi I. Albert tarafından 1910 yılında kurulmuş. Monako Kayası’nın üzerinde 85 metre yüksekliğindeki tarihi bina, kocaman bir akvaryumu da içinde barındırıyor. Uzun süre bu müzede müdür olarak görev yapan Kaptan Cousteau, bu müzeye kendi bilgi birikiminden çok şey eklemiş. Çocukluğumun tek kanallı TRT yayını yıllarında, “Kaptan Kusto”yu araştırma gemisinin güvertesinde, elinde telsizi, başında kırmızı şapkasıyla hatırlıyorum. Onunla beraber, ya dalgıç kıyafetleri giyip denizaltına dalar, ya minik denizaltına binip değişik deniz canlılarının peşine takılırdık.

20140712_145416
Kaptan Kusto (Cousteau)

Müzenin önünden eski şehir meydanına doğru yürürken Aziz Nicholas Katedrali’ni gördük. İlk olarak 1252 yılında yapılan ve 1875 yılında tekrar inşa edilerek St. Nicholas’a adanarak kutsanan kilise, Monaco Katedrali olarak da biliniyor. Grace Kelly ve Prens III. Rainer’in nikahları yıllar önce burada yapılmış, şimdi de mezarları yine burada, yanyana bulunuyor.

20140712_150909
Aziz Nicholas Katedrali (St Nicholas Cathedral)
20140712_161242
Aziz Nicholas Katedrali

Yaya olarak eski şehrin içinden geçip yürüyünce Prens’in Sarayı’nı (Palais Princier) görüyoruz. Öyle aklınıza kocaman saraylar gelmesin, diğer saraylara göre oldukça mütevazi görünüyor.

20140712_152239
Prens’in Sarayı (Palais Princier)

Zamanında toplarda kullanılan gülleler ise artık barışcıl amaçlar için, sarayın bahçesindeki bankların altında kullanılmış.

20140712_155855
Toplar bankların ayakları olarak kullanılmış.

Saray bölgesini de gezdikten sonra geri dönüp Aziz Nicholas Katedrali ile Oşinografi Müzesi’nin denize bakan yamaçlarında, huzur verici, bakımlı ve güzel bir parkta dinlendik. Botanik bahçesini andıran bu parkın adı Saint Martin Bahçeleri’ymiş. Eğilmiş yaşlı bir çam ağacının çelik halatlarla üç ayrı yerinden desteklenerek ayakta tutulması, tam bir doğaya saygı örneğiydi. Asırlık çınar ağaçlarımızı bile  gözlerini kırpmadan kesenlere bu örneği göstermek gerekir.

Monako gezisi Monte Carlo’ya gitmeden bitmez ama lüks ve görkemli kumarhaneleri sizinle bir sonraki yazımda paylaşmak istiyorum. Haftaya yine burada buluşuncaya kadar, kendi yaşamlarınızın prensesleri ve prensleri olarak kalın. 😀

Comments

comments

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir