Nemrutlu Sabahlar – 2

Merhaba 🙂

Hatırlayacağınız üzere bir önceki yazımda (tık) en son otele yerleşene kadar Adıyaman’da geçirdiğim süreci sizlerle paylaşmıştım. Bu yazımda Nemrut Dağı’na çıkış maceramın geri kalan kısmını aktaracağım.

Kaynak: www.gormenlazım.com
Kaynak: www.gormenlazım.com

Geceyi geçirmek için seçtiğimiz Kervansaray Otel tam anlamıyla huzur bulacağınız ve kafa dinleyeceğiniz bir bağ evi gibi. Etrafında yemyeşil dağlar ve çiçeklerin olduğu, doğanın ve doğadaki canlıların size sergilediği seslerden başka sesin olmadığı şahane bir yer. Yalnız şehrin merkezinden daha yüksek bir konumda yer aldığı için hava merkeze göre çok daha soğuk oluyor. O yüzden eğer Nemrut Dağı’na çıkma düşünceniz varsa mutlaka yanınıza oldukça kalın giysiler almayı unutmayın derim. Otel işletmesi de aile sıcaklığında ve sizi evinizde gibi hissettiriyor. Çok konfor aramayacağınız bir yer çünkü burası genelde geceyi geçirmek için kullanılıyor ve müşteriler uzun süreli kalmıyor. O nedenle de daha çok temel ihtiyaçlarınızı karşılayacak şekilde düzenlenmiş. Odalarda televizyon bulunmuyor, o civarda telefonlarınız da çok fazla çekmiyor. 🙂

Eğer teknolojiden asla uzak duramam diyenlerdenseniz geceyi merkeze daha yakın yerlerde geçirmenizi tavsiye ederim. Ama benim gibi yaşama dokunmak daha çok hoşunuza gidiyorsa burası tam on ikiden vurduğunuz bir hedef gibi. Dilediğiniz kadar doğayı hissedebilir, ciğerlerinizi temiz havayla doldurabilirsiniz. Yeni açan papatyaların içinde yemyeşil dağları seyredebilirsiniz, kuş sesleri eşliğinde havuz kenarında kitabınızı okuyabilir, sıcak bir kahveyle akşam güneşi eşliğinde içinizi ısıtabilirsiniz. Otel çalışanları ve misafirlerle hoş sohbet edebilirsiniz. Bunlar gerçekten güzel deneyimler olacaktır.

Otelin bahçesinde çevreyi keşfe çıktığımızda daha yüksek bir kısımda iki ev olduğunu gördük, hatta balkonunda iki kız çocuğu oturmuş bize doğru bakıyordu, onlara el salladım, onlar da karşılık verdiler ve gülümseyerek hemen içeri kaçtılar, utandılar sanırım. Orada yaşayan insanları merak ettim ve hemen yanlarına gitmek istedim tabi herhangi bir yol görünmüyordu  ve arası uçurum gibiydi. Bir şekilde oraya ulaşabilirim diye düşünüp yolun gidebildiği yere kadar gittim.

Hayat da böyle değil midir zaten, her zaman hedefinize giden bir yol olmayabilir, bazen yolu siz döşersiniz. Hazır bir yolda ilerlemek kolaydır, o yolda sadece ayak izlerinizi bırakırsınız. Ama yol olmayan bir yerde ilerlemek ayak izinden daha anlamlı gelir bana .

Öyle böyle derken evlere ulaştım. Yaşlı teyze ve amca vardı evin bahçesinde bir şeylerle uğraşıyorlardı, selam verdim, hemen toparlandılar, sanki uzak memleketten gelen torunlarıymışım gibi sarıldılar, evlerine davet ettiler  sohbet muhabbet. Bu gerçekten çok güzel bir duygu, tanrı misafiri denilen şey, koşulsuz ve karşılıksız güven… Ne yaptıklarını sordum, küçük ve öyle çok karmaşık yapısı olmayan bir tezgahta heykel kalıplarıyla Adıyaman’da da sıkça gördüğüm Nemrut ve Adıyaman’a has figürlü süs eşyaları yapıyordu. Özellikle arasam bulamayacağım bir şeydi bu benim için. Kendimi çok şanslı hissettim ve hemen nasıl yapıldığını, harcı için hangi malzemeleri kullandığını falan uygulamalı olarak öğrendim, bu çok hoşuma gitti. Daha sonra bana biberli ve buz gibi ayran ikram ettiler. Biberli ayran daha önce hiç içmemiştim hatta içinde yeşil biber olduğunu söyleyene kadar farkına bile varmadım. Bildiğimiz kahvaltılarda tükettiğimiz ya da kızarttığımız o yeşil biberlerden. 🙂 Ayranın renginde bir değişiklik yok bembeyaz bir ayran ve buz gibi, mis gibi esen havada, doğa manzarası karşısında inanılmaz bir lezzetti benim için.

Bir süre daha sohbet ettikten sonra oradan ayrıldım ve geri dönerken küçük kızları gördüm, onlar utangaç olduğu için korkutmadan ve kaçırmadan yanlarına yaklaşıp selam verdim. Çok sevimliydiler birlikte fotoğraf çekildik ama bir tanesi fotoğrafı çeken kişi olmayı tercih etti.

Evlerine misafir olduğum güzel kız
Evlerine misafir olduğum güzel kız

Otele döndüğümde daha çok soğuk olmaya başladı ve benim size tavsiye ettiğim gibi kalın kıyafetlerim yoktu ne yazık ki. Olsun üşümek de güzeldi. Sabah Nemrut’a çıkacak olmanın verdiği heyecanla artık uyumaya hazırdım.

Otel dilediğiniz takdirde Nemrut’a çıkmanız için ya da civardaki yerleri gezmeniz için size araç kiralayabiliyor rehber eşliğinde. Aracımız olmadığı için biz de bunu seçtik. Sabah  04:30 gibi uyandık ve düştük yollara, tabi ki battaniyelerimiz eşliğinde. Nemrut tahmin ettiğinizden daha soğuk bir yer emin olun. İkinci bir battaniyeyi bile alabilirsiniz. Milli Parkın girişine kadar araçlarla gidebiliyorsunuz. Herkesin mışıl mışıl uyuduğu o saatlerde adeta gelin konvoyu gibi araç konvoyu oluşuyor . Bu çok güzel bir duygu, hiç tanımadığınız insanlarla aynı amaç için uyanmış olmak tarifsiz bir duygu ve heyecanlandırıcı. Yolun bir bölümünde giriş için bilet almanız gerekiyor ve bir süre daha araçlarla yola devam ediyorsunuz. Araçlardan inme zamanı geldiğinde ise battaniyelerinize ya da hırkalarınıza sarılıp başlıyorsunuz tırmanmaya. Merdivenlerden çıkarak ilerliyorsunuz, çok dik ve yüksek merdivenler değil, daha çok durup dinlenmenize olanak sağlayacak genişlikte. Eğer yükseklik korkunuz varsa sizin için zorlu bir yol olabilir ama böyle bir korkunuz yoksa oldukça zevkli ve adrenalin dolu bir yol. Hatta dilerseniz eşekle de dağa çıkabilirsiniz. Bazı yaşlı turistler bunu daha çok tercih edebiliyor. 🙂

Dağa Tırmanırken
Dağa Tırmanırken

Dağa çıkmak benim tahminimden daha kısa bir tırmanış oldu, zirveye geldiğinizde Kommagene Kralı I. Antiochos’un tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek için, 2150 metre yüksekliğindeki Nemrut Dağı yamaçlarına yaptırdığı mezarı, anıtsal heykelleri ve benzersiz manzarası ile Helenistik dönemin en görkemli kalıntılarından birini görmüş oluyorsunuz. Anıtsal heykeller doğu, batı ve kuzey teraslarına yayılmış şekilde duruyor. İyi korunmuş durumdaki dev heykeller kireçtaşı bloklarından yapılmış ve 8-10 metre yükseklikte. Doğu ve batı teraslarında Antiochos ile tanrı-tanrıça heykellerinin yanı sıra aslan ve kartal heykelleri bulunuyor. Batı terasında eşsiz bir aslanlı horoskop yer almakta. Heykeller Helenistik, Pers sanatı ve Kommagene ülkesinin özgün sanatı harmanlanarak yontulmuş. Bu anlamda Nemrut Dağına “Batı ve Doğu Uygarlığının Köprüsü”  denebilir. Heykellerle fotoğraf çekilmek için sıraya giren insanlar gibi soğuktan oturduğu yerde hareket edemeyecek şekilde battaniyesine sarılmış insanlar da mevcut.

Herkes oturup güneşin o muazzam doğuşunu beklemekte. Yanınızda getirebileceğiniz sıcak içeceklerle bu bekleyiş daha keyifli bir hale dönüşebilir. Güneş yavaş yavaş yüzünü göstermeye başladığında sanki önceden haberleşmiş gibi hepimiz bir alkış tutturduk. Sahneye çıkan assolist misali. Bu anı ölümsüzleştirmek için flaşlar çoktan patlamaya hazırdı. Güneşin yavaş yavaş yüzünüzü  aydınlatması ve içinizi ısıtmaya başlaması güzel bir duygu. Önce kızıl ve gittikçe sarıya doğru dönen rengiyle gerçekten yaratıcıya binlerce şükür edebileceğiniz manzaralara şahit oluyorsunuz.

ooo

Sanki o an güneşle aranızda başka hiçbir şey yokmuş gibi, dokunsanız tutabilecekmişsiniz gibi.

11407194_777518605702339_3743463464242262177_n

Yalnız güneşin efsununa kapılıp ani yer değişiklikleri ya da hareketler yapmamak gerekir çünkü zirvede olduğunuzu ve ufak bir baş dönmesi ya da ayağınızın kaymasıyla dağın eteklerine ve sert kayalıklara doğru yuvarlanabileceğinizi de unutmamalısınız. O yüzden kontrollü hareketler keyifli gezinizi sorunsuz geçirmenizi sağlayacaktır. Güneşin doğuşunu izlemenin verdiği keyif gerçekten muhteşem, yanınızda sevdikleriniz de varsa bu sizin için çok daha güzel bir anı olacaktır. Dilediğiniz kadar o eşsiz manzarada dağların ardından doğan güneşin bütün dünyayı nasıl aydınlattığına şahit olabilirsiniz ve tüm dünyaya ‘Hadi uyanın, sabah oldu.’ diye haykırabilirsiniz.

549334_777518622369004_8104993360689852474_n

Doya doya güneşi seyrettikten sonra artık dönmeniz gerekir, yoksa o güneşte kavrulma zamanınız yaklaşıyor demektir.

11147891_777518672368999_5572277772752159925_n

Çıkarken zorlayıcı olan merdivenler tahmin ettiğiniz üzere inerken bir o kadar rahat bir hal alıyor. Araçlarınızın sizi beklediği yerde hediyelik eşyalar, anahtarlıklar, bileklikler bulunmakta. Buradan hatıra kalacak şeyler almanız mümkün. Yine konvoy şeklinde araçlarla otellerimize döndük. Otelde mis gibi çay kokularıyla bizi bekleyen kahvaltı masamıza geçtik, Güneşin sıcaklığı eşliğinde  tamamen doğal ürünlerle bir köy kahvaltısı yaptık. Benim için oldukça keyifli ve dinlendirici olmuştu. Otelden ayrıldıktan sonra o civarda gezebileceğiniz çok sayıda ören yerleri ve doğal güzellikler yer almakta. Atatürk Barajı, Cendere Köprüsü, Göksu-Kızılin Köprü, Altınlı Köprü, Karakuş Tümülüsü, Sofras Tümülüsleri, Beştepeler, Kaya mezarı ve mağaralar bunlardan birkaçı. Başka bir yazımda sizlere bunlardan da bahsedeceğim.

Sizler de dilerseniz gezdiğiniz ve beğendiğiniz yerleri bizlerle paylaşabilir, Türkiye’nin ve dünyanın güzellikleriyle bizleri tanıştırabilirsiniz. Göndereceğiniz fotoğraflar ve anılarınız bizi mutlu edecektir.

Haftaya görüşmek dileğiyle o güne kadar sevgiyle ve gezgin kalın.

Comments

comments

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir