“Tik Tak, Tik Tak”, Bu Ritme Ayak Uydurmak Gerek

Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman bunun için yaratılmıştır. M. Cemal Kutay

İşte geldim…

Geçen hafta yoktum, sizlerden uzak kaldım. Mecburiyetten tabii. Özledim açıkçası sizleri. Yazı yazmak, paylaşımda bulunmak öyle mutlu ediyor ki beni, eksikliğini hissettim. Ama 15 gün boyunca istediğim ve tam da bana uyan bir yoğunlukluktaydım. Belki vücudum yoruldu ama ben hiç şikayetçi değilim. Geriye dönüp baktığımda gördüğüm yaşanmışlıklar bana yaşadığımı hissettiriyor, rutinden çıkıp farklı uğraşlarla ilgilenmek, farklı yerler görmekse ruhumu besliyor. Mümkün olabildiğince değişikliklerle ufak bir renk katmaya çalışıyorum hayatıma. Aslında, yapabileceklerim ve hayallerim çok, neler gönlümden geçiyor bir bilseniz, arka planda sıralarını bekliyorlar.

**********

Gelelim, benim bu zaman diliminde neler yaptığıma…

Bir günlük kısa Eskişehir turumuzu (tık) geçenlerde anlatmıştım. Bu gezinin yanına Galata ve Sultanahmet gezisi eklendi aynı hafta içinde. Ben daha lise 3’teyken tarih öğretmenimizin bizi götürüp gezdirdiği Sultanahmet bölgesine bir daha yolum düşmemişti. Oğlum burayı merak edince ben de “Haydi gidelim.” dedim. Yolda yeğenim de katıldı bize.

Eskiyi aradığım bu gezi yılların nasıl geçtiğini ve değişimleri gözümün önüne serdi.

Çok güzel bir bahar havasında, değişime yüz tutmuş Beyoğlu’nda başlayan gezimizin ilk durağı Galata Mevlevihanesi oldu. Ülkemizde birçok yerde var Mevlevihaneler. Bazılarını gezmiştim. Manisa, Afyon’daki Mevlevihanelerden daha çok etkilendim, çünkü sunum ve canlandırmalar daha güzeldi.

Sonraki durak Galata Kulesi. En son 20 yıl önce, eşimle taş merdivenlerini kullanarak kuleye çıkmıştık. Şimdi modernleşmiş, asansörle çıkılıyor. Bana göre dış mimarisine uymamış bu modernlik. Tam gün ortası olduğu için güneş tepede parlayınca fotoğraf makinelerimiz gözümüzün gördüklerini yansıtamadı. İstanbul boğazı’nın, Haliç’in güzelliğini sunmak için yüzyıllardır ayakta duran bu kuleden Tarihi Yarımada’ya, Kadıköy’e, Üsküdar’a, Beyoğlu sokaklarına, Beşiktaş’a baktık doyasıya.

Galata Kulesi'nden Tarihi Yarımada'ya bakış
Galata Kulesi’nden Tarihi Yarımada’ya bakış

Sultanahmet’e gitmek için bineceğimiz tramvaya “Kamondo Merdivenleri”nden geçerek ulaştık. 1880 yılında yapılmış merdivenler şekilli yapısıyla binalar arasında sıkışıp kalmış olsa da güzelliğini halen koruyor. Bankalar Caddesi’ne inen bu merdivenler orada restore edilen binalar ile bütünlük içinde.

IMG_8791
Kamondo Merdivenleri

Günün son durağı, Sultanahmet Meydanı. Tarihi eserlerin, yapıların buluştuğu yer. Dikilitaş, Yılanlı Sütun derken, üçümüzün de görmek için can attığı Yerebatan Sarnıcı’na girdik. Karanlığı ve kapalı ortamları sevmeyen ben çok uzun bir süre içeride kaldım. Işıklandırması ile öyle etkileyici bir havası var ki. Yürüdüğünüz yolların atlından geçen balıklar ve dilek paraları pırıl pırıl parlıyorlar. Bu gizemli ortamda Medusa’nın başının heykeli kullanılarak yapılan sütunlara bakarken Medusa ile ilgili efsaneler de bir bir aklımdan geçti.

Yerebatan Sarnıcı
Yerebatan Sarnıcı

Buraya kadar gelmişken, Ayasofya’nın arka sokağında yer alan Soğukçeşme Sokağı’nı da görmek ve çocuklara göstermek istedim. Yıllar önce gittiğimde daha yeni restore edilen bu sokağı çok beğenmiştim. Bir benzeri de Kuzguncuk’ta olan bu sokak sıra sıra cumbalı evlerden oluşmakta.

Soğukçeşme Sokağı evleri
Soğukçeşme Sokağı evleri

Gün bitimine doğru “Artık soluklanma vakti” diyerek Türk Edebiyat Vakfı’nın içinde bulunan, aklınıza gelebilecek her türlü tatlının servis edildiği pastaneye girdik ve tatlılarla enerjimizi topladık.

Tarih Edebiyat Vakfı
Tarih Edebiyat Vakfı

**********

En sevdiğim hobim, fotoğraf çekmek. Bu hobimi ilerletebilmek için Fotoğrafçılık Kulübü’ne katıldım bu sene. İleride sizlere daha yakından tanıtacağım öğretmenimiz Ali İhsan Gökçen ile eğitimlere başladık. Öğrendikçe kat etmem gereken daha çok yolumun olduğunu anlıyorum.  Temel eğitim, Işık, Kompozisyon dersleri derken öğrendiklerimizi uygulamak için Bolu – Gölcük’e gittik.

Gölcük dağ yolunda yabani açelyalar
Gölcük dağ yolundaki yabani açelyalar

Abant’ın biraz küçüğü olan, tam kenarında fotoğraflarına çok sıklıkla rastlanan ev bulunan orman içindeki göl yemyeşil bir manzarayla bizi karşıladı. Bir hafta önce üzerinde neredeyse yürünebilecek gibi buz tutmuş olan göl, güneşin çıkması ile eriyip doğadan aldığı yeşilliği bizlere yansıtıyordu.

Bolu-Gölcük. Yarısı donmuş göl manzarası
Bolu-Gölcük. Yarısı donmuş göl manzarası

Göl etrafında yürüyerek bir yandan fotoğraf çekmeye, bir yandan oksijeni içimize doldurmaya çalışırken devrilmiş ağaçları gördük. 1 Şubat’da etkili olan lodos Gölcük Milli Parkı’nda yaklaşık 500 ağacın devrilmesine sebep olmuş. O sık ormanda, rüzgar nasıl güç almış, nasıl köklerinden sökmüş, nasıl devirmiş ağaçları anlaşılır gibi değil. Orman içinde bu ağaçların kesilip odun olarak kullanılması için her yerde görevliler çalışıyordu.

Ölüm-Yaşam birarada
Ölüm-Yaşam birarada

Göl etrafındaki turumuz bitince otobüsümüzle biraz daha yukarıya çıkarken yeşil, beyaza bıraktı yerini. Belki iki metreyi bulan karla kaplı Aladağ’daydık. Bir anda hepimiz çocuklaştık. Elimizde fotoğraf makinelerinin olduğunu unuttuk.

IMG_2342

Dönüş yolu üzerinde ise Kıbrıscık’ta durduk. Doğanın güzel çiçeklerinden biri olan kardelenleri fotoğrafladık. Hep yakın çekim fotoğraflardan gördüğümüz kadarıyla sanki kocaman duran bu çiçekler aslında bir parmak uzunluğunda. Minicik bedenleri ile karlar arasından çıkarak baharı müjdeliyor. Daha sonraki haftalarda ise mor çiğdemler ve diğer bahar müjdecileri açmaya başlayacak.

Kardelenler
Kardelenler

**********

Çalıştığım şirkette her sene, bir önceki senenin değerlendirmesini yapmak, bir sonraki senenin hedeflerini sunmak, dinlenmemizi ve kaynaşmamızı sağlamak için hepimiz güzel bir toplantıda bir araya geliriz. Her geçen gün daha iyi bir organizasyon ile ağırlıyorlar bizi. Bu sene de rotamız Antalya Belek olarak belirlenmişti. İstanbul karlar içinde uğurlarken bizi, Antalya bizi yağmurla karşıladı. Otele vardığımızda 110.000 dönümlük araziye kurulmuş oteli keşfetmek ilk işimiz oldu.

İkinci gün, tüm gün süren eğlenceli bir toplantıyla çabucacık geçerken akşam da geleneksel partimiz ile son buldu.

Bize dinlenmek için kalan üçüncü günümüzün sabahında yağmur bulutları dağıldı ve güneş çıktı ortaya. Karşımızda tepesi karla kaplı Beydağları beliriverdi. Yaz geri geldi sanki.

IMG_2503

Sahilde yürüyerek, denize ayaklarımızı sokarak, hamaklarda güneşlenerek, dinlenerek zamanımızı dolu dolu geçirdik.

???????????????????????????????

Uçağa binmek için havalimanına doğru hareket ederken batmak üzere olan güneş halen içimizi ısıtıyordu.

Comments

comments

Yazar Hakkında

Serpil Şengör

YAŞAM BÖLÜMÜ YAZARI - EDİTÖR| Kahve Çekirdeği, Muhabbetin Kalbi| 1971 senesi tanıklık ederken tarihte bir çok olaya, sabah 9.05’de ben gelmişim dünyaya... Bir anda kalabalık Sayar ailesinin ferdi oluvermişim. Aileden gelen genlerin dışında Birsen ve Yaşar’ın verdiği terbiye ile kişiliğim şekillenmeye başlamış. Kaan’ımla evlenip Şengör ailesine katılınca, zeytin gözlü oğlum Atakan’ımı alınca kucağıma, yeni olaylar, yeni kişiler de girince hayatıma bugünkü Ayşe Serpil çıktı ortaya... Burcum Ikizler, bir de yükselenim Aslan olunca epey karmaşık yapım herkesi şaşırtır. En olmadık yerde dökülürken gözyaşlarım, bir anda heryeri çınlatır şen kahkahalarım. Yaşam felsefem, “her zaman gülümsemek, mutlu olmak ve sevdiklerimi de mutlu etmektir”. Bu yüzden, masa başı iş hayatım devam ederken gönüllü çalışmalarına katılırım. Bunlardan biri de sosyal sorumluluk projeleri olan “İmza:Kızın", "İmza:Karın", "İmza:Ben" kitaplarıdır. Verdiği heyecan ve mutluluğun yanı sıra yazdığım satırların bana nasıl yeni ufuklar açacağını hayal bile edememişim.

Benzer yazılar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir