Üç Dilek

Hiç yıldızlara bakıp hayal kurduğunuz oldu mu? Ya dalgaların sahile vurduğu yerden ufuk çizgisine bakarken? Uyumadan önce yatakta uzanırken de mi hayal kurmadınız hiç? Eğer öyleyse o zaman yaşıyor olamazsınız.

IMG-20151007-WA0002
Orsay Müzesi

İnsanlar neden hayal kurar? İsteklerimize ulaşmak için…

Her insan hayal kurar mı? Evet kurar.

En küçüğünden en büyüğüne kadar herkes hayal kurar. Sadece kurulan hayal büyüdükçe daha somut ve gerçekçi bir hal alır. 7 yaşındaki bir çocuğun kurduğu hayal gökyüzünden şeker yağması, bulutların arasında, gökkuşağında yaşamak olabilir. Büyüdükçe daha iyi yaşam şartları, daha iyi bir iş gibi hayallere dönüşebilir. Hayal kurmak, düşünmek bizi diğer canlılardan ayıran bir özelliğimizdir.

Uçmak istemediniz mi hiç? Başka diyarları, ülkeleri görmek, insanlardan ve hayatınızdan sıkıldığınız için başka bir gezegende tek başınıza yaşamak, balta girmemiş ormanlar da ya da bir sarayda yaşamak, bir gemiyle her yere gidebilmek, Dünya’yı kurtaran kahraman olmak…

Hayallerinizi gerçekleştirebilmek için size üç dilek hakkı verilse ne dilerdiniz? Daha fazla dilek dileyip hile yapmak yok. Sadece üç tanecik dilek.

Ben mi? Benim ilk dileğim dünyada savaş ve kavga kavramlarının ortadan kalkıp bütün herkesin barış içinde yaşamasını dilemek olurdu. İkinci dileğim herkesin her istediğini yapabildiği bir dünya. Üçüncü dileğimi kullanmayacağım. Her şeyi eski haline getirmek için ihtiyacım olabilir. Şimdi diyorsunuz ki savaşın kavganın olmadığı bir dünyada üstelik her istediğimizi yapabiliyorken neden eski hayatımıza geri dönelim. Hangi düşüncesiz insan böyle bir şey yapar ki? Unutmayalım ki ikinci dileğim herkesin her istediğini yapabilmesi. Peki, bu biz insanlar için ne kadar doğru bir dilek?

İnsan olarak başkalarının sahip olduklarını arzulayıp başkaları gibi yaşamak doğamızda var. Bir süre sonra her istediğini yapabilme gücü insana yetmeyecektir. Daha fazlasını çok daha fazlasını isteyecektir. Hatta her şeyi yapabilirken başkalarının yaptığı her şeyi isteyecektir. Güzel başlayan dünyamız bir süre sonra taklitler yüzünden birbirimize tahammülsüzlük, daha fazlasını istediğimiz için tekrar kavga ve savaşlar başlayacaktır. Bu kavramları ilk dileğimde dünyamızdan kaldırmamıza rağmen belki başka isimlerle tekrar ortaya çıkacaktır. Üçüncü dileğimi dileyip her şeyi eski haline getirme zamanı geldi.

Tamam, bunlar çok genel dileklerdi ama çoğu insan gibi zengin olmak, başarılı olmak, ünlü olmak, yakışıklı olmak, ölümsüz olmak gibi bencil dilekler değildi. Bir insan neden ölümsüz olmak ister? Daha fazla şeyler yapıp dünyaya daha yararlı olmak için mi? Tabi ki de hayır. Dünya nimetlerinden daha fazla yararlanabilmek için. Peki, dünyadaki bütün yerleri gezip, bütün yemekleri yiyip her şeyi öğrendikten sonra ne olacak? Artık etrafınızdakiler size heyecan vermeyecektir çünkü daha önceden görmüş, tatmış, öğrenmiştiniz. İnsanların başka bir özelliği de çabuk sıkılmaktır. Sevdiğiniz insanlar bu dünyadan göç ettiğinde ne olacak? Bir süre sonra kaybetmekten korktuğunuz için sevmemeye çalışacaksınız. Çünkü acıyı bu şekilde uzak tutabilirsiniz ve yine kurtarıcı üçüncü dilek.

Üçüncü dileği her şey eski haline dönsün demeden kullanabileceğimiz iki dileğimiz olabilir mi? O zaman dilek hakkının üç olmasının bir anlamı kalmazdı.

Tabi her insan böyle düşünmüyor olabilir. Zengin olmayı dileyip mutlu da olabilir. Ama ben bu şekilde düşünmüyorum. Günümüzde para ne kadar her şey demek olsa da inanıyorum ki sevgi parayla satın alınamayacak kadar değerli. İçinde birbirini seven bir aile olmadığı sürece rezidanslar da, villalarda otursan ne yazar. En lüks arabaya binip en lüks otelde kalsan yanında eğlenebileceğin gülebileceğin arkadaşların yoksa, yatınla deniz ortasında yıldızlara bakarken kafa kafaya verip birlikte hayal kurabileceğin biri yoksa para olsa ne fark eder.

Biz hayal kurmaya devam edelim. Kah balta girmemiş ormanlarda koşalım, kah bir sarayda oturalım, kah kuş gibi diyar diyar uçalım. Dileklerimizi de dikkatle seçelim, evrende yerini bulabilebilir.

Comments

comments

Yazar Hakkında

Mert Sayar

KONUK YAZAR | Karlı bir mart sabahında İstanbul’da dünyaya geldim. Belki de bu yüzden soğuk havaları daha çok seviyorum. Marmara Üniversitesi Radyo, Televizyon, Gazetecilik bölümünü kazandım, ama bu sene İngilizce Hazırlık okuyacağım. Aklımın ucundan bile geçmeyen bir mesleğe yöneldim lisede. Gazetecilik. Gazeteciliğin benim için en uygun meslek olduğunu nereden bilebilirdim? Doğru attığımı bir adımla ilkokuldan beri en sevdiğim uğraş olan yazmayı ve araştırmayı bu meslekte kullanabiliyorum. Yazmak beni bu dünyadan koparıp hayal dünyama girmemi sağlayan araç. Bulduğum boş vakitlerimde ya yazarım ya da okurum. İyi yazabilmek için iyi bir okuyucu da olmak gerektiğine inanıyorum. Zamanı durdurabilir misiniz? İşte gazeteciliğin bana kazandırdıklarından biri daha. Evet, çektiğim fotoğraflar sayesinde ben zamanı durdurabiliyorum. Tamamen şans eseri tanıştığım insanlar sayesinde de bir tutkum daha oldu. Tiyatro… Tiyatro insan emeğin fazla olduğu bir dal. Hataların montajla atılamadığı, aynı sahneyi elli kere çekemediğiniz tiyatro oyununda oynamak çok eğlenceli, eğlenceli olduğu kadar zor ama sonunda aldığınız alkışla emeğinizin boşa gitmediğini görmek eşsiz bir duygu. Yazmayı seviyorum demiştim ya. Daha da yazabilirim. Uzun uzadıya. Şimdilik bu kadar. Bundan sonra birlikteyiz Biricik Dünyam’da. "Yazmak yaşamak demek değildir, yaşamanın dışına çıkmaktır." Der Blaise Cendrars. Ben yazmaktan sıkılmayacağım, siz de okumaktan sıkılmayın.

Benzer yazılar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir